Kapat

EN ABSÜRD AMCA UNCLE GRANDPA!

Ebru Eren

“Güldürürken düşündüren” diye bir tanımlama kullanılır komediler için, ki bugüne kadar gülerken düşündüğüm pek olmamıştır. Ancak görev icabı izlediğim bir çizgi filmin hem çok güldüreceğini hem de izlerken ağzımı açık bırakıp düşündürmekle kalmayıp hayata bakış açımı da değiştirebileceğini hiç düşünmezdim. Ama oldu!

Devamını oku

Çeviri

Ozan Atalan

Çeviri üzerine düşünmem, kendime şu soruyu sormamla başladı: Algılarımız, etkin iletişim eksikliğinden kaynaklanan ve bu eksikliği besleyen yanlış yorumlama ve yanlış kavramsallaştırmaların etkisi altında olabilir mi? Bilgiye ulaşmadaki manipülasyonların, gerçek lehine olmaktan gittikçe uzaklaşabildiği bir dünyada, olup bitenleri kendi algılarımızla idrak etmemizin, kişiler ve kültürler arası iletişim bakımından oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Devamını oku

VAROLUŞ YADSIMASI

Işıl Aydemir

Serigrafi ve heykel disiplinleri üzerine eğitim alan Evren Erol, değişim, dönüşüm, red ve kabul kavramları üzerinden çalışmalarına, Bozlu Art Project Nişantaşı’nda üçüncü sergisiyle devam ediyor. ‘Aklın Yarat(t)ıkları’ isimli sergi izleyicileri geçmişten günümüze yaşanmışlıklar üzerinden yeniden düşünmeye ve kendine yabancılaşan bireyin yeniden varoluşunu şekillendiren düşüncelerle karşımıza çıkıyor. Sergide çeşitli heykeller ve enstalasyonlar bulunuyor.

Devamını oku

Çitin Ardındaki Çamurlu Tarla: Mise en abyme’den Droste efektine geçişin kısa analizi

Sinan Eren Erk

20. yüzyıl, insanlık tarihinin en radikal sıçrayışının yaşandığı zaman dilimidir. Bu yüzden tarih okuması yapılırken 1900 yılı neredeyse ikinci bir milat olarak düşünülmelidir. Amerika Kıtası’nın keşfiyle başlayan ve Endüstri Devrimi’yle son bulan dönem eski dünyayı yeni dünyadan ayıran sınır çizgisini oluşturur ki bu çizgi aynı zamanda yeni dünya düzeninin sosyal, ekonomik, teknolojik ve sanatsal alanlarda etkisine işaret eder.

Devamını oku

MUKARNAS

Pınar Kanber – Röportaj

Tuğçe Yaman

Sanat ile ‘’beyaz küp’’ dışındaki alanlarda karşılaşmak keyif verici. Okul, kafe, hastane gibi çeşitli örneklerini gördüğümüz sanatı barındıran mekanlara hızla oteller de ekleniyor. Kurumların bu anlamda vizyonu bence takdire şayan. Profesyonel kariyerinde ulusal ve uluslararası projelerde ve sergilerde yer alan sanatçı Pınar Kanber ile Park Levent Dedeman’daki evrensel barışı simgeleyen çalışmaları üzerine konuştuk.

Devamını oku

SANAT VE ARAFTA OLMAK

Didem Ermiş

Sanat nedir? Sanatçı kimdir? Sanatçı sanatında kendi kimliğini yansıtmalı mıdır yoksa kendini kimliksizleştirerek mi sanatını yapmalıdır? Sanat eserlerinin insanlar tarafından anlaşılması mı gerekir, anlaşılmaması mı? Günümüz çağdaş sanatı bu soruları cevaplamak zorunda mıdır? Bir bakıma çağdaş sanat demek kendini öteki ile ilişki kurmak, hesaba katmak anlamına mı gelmektedir?

Devamını oku

Beyaz Küp’ten Sıra Dışı Mekanlara

Marcus Graf’la Küratörlük Üzerine

Ayşegül Yazıcı

Bu soruları sormak için uygun zamanı bekliyordum… Bazen, insanın en yoğun dönemde durup bir soluk alması, geride bıraktıkları ve gelecekte yapacaklarının tam ortasındayken temel soruları sorması gerekir… Tam da üçlü sergi dizisinin ortasında, çok yoğun geçen bir sanat fuarının ardından, üzerine bir sergi daha gerçekleştirmişken daimi küratörümüz Marcus Graf’ı yakalayıp bu kısa sohbeti gerçekleştirdim. Plato Sanat’ta altı yıldır birlikte çalışırken edindiğimiz birçok ortak tecrübe oldu, ben de dolayısıyla küratörlük mesleğinin birçok inceliğini bu sayede gözlemleme fırsatı yakalamış oldum. 2001’den beri Türkiye’de yaşayan Marcus Graf, bugün çağdaş sanat dünyamızın en çok aranan ‘aktörlerinden’ biri. Hala tanımayanlar varsa, Vikipedi’den bloğumuzdaki kısa biyografisine kadar bilgilerine ulaşmak mümkün. Bu röportaj küratörlük mesleğinin çerçeveleri içinde kalıyor, ama devamında kendisiyle hayat; aşk, aile, dostluk, belki biraz siyaset, felsefe, müzik ve seyahat üzerine yapmayı planladığım ikinci bir sohbet daha gelecek… 

Devamını oku

Belge; Belgesel; Benlik (!/?)

Haydar Akdağ

Uzun süredir üzerinde çalıştığım arşiv denemeleri ve henüz paylaşmadığım eserler; bununla birlikte teknoloji ve tasarım olarak veyahut başka disiplinlerden faydalanma ihtiyacı/gereksinimi bu yazının zenginleşmesine katkı vereceğine inanıyorum. Çocukça, “Bir fikrim var!” heyecanıyla birlikte bir düşünce deneyini, hatıra paylaşımını, bir kimliği tanımlama/sezme deneyimini iletişim çağının teknik enstrümanları, köprüleriyle (karekod) görselleştirmek/esere dönüştürmek/sergilemek…

Devamını oku

TOPLU MONOLOGLAR, İÇ SESLER

Melike Bayık

Hadra Tanrıverdi Birecik’in eserleri teknik olarak karışık, pentür ve grafik bir çizgiyi içinde barındırırken konu olarak grafik bir görsele sahip olsa da içerik olarak toplum içindeki bireyin yalnızlaşmasını, başkalaşmasını ve dönüşümünü anlatıyor. Form olarak grafik – pentür hatta bir yandan pop sayılabilecek bir üslupta farklı farklı malzemelerle eklektik ve çoğulcu metropol şehrinin insanlarını konu edinip, onun dertlerini kendi derdiymişçesine boya, yazı ve diğer malzemelerle yansıtıyor.

Devamını oku

İKİ ŞEHİR: ANTROPOSANTRİZM    ÜZERİNE

Ozan Atalan

¨Bir insan hiçbir zaman rüzgarın ayak izlerini silemeyeceği kadar sert basmamalıdır.[1]¨

Gerçekliğin antroposantrik (insan merkezci) yorumlanış ve transformasyonunun sonuçlarından muzdarip bir dünyada yaşıyoruz artık. Antroposantrizm, yani İnsanmerkezcilik, insanın Dünya üzerindeki en önemli tür olduğuna dair inancın neden olduğu, insan paradigma ve deneyimini insan-dışı varlıklarınkinden üstün tutan bir dünya görüşü. Buna neden olan insan-doğa ayrımının kökenleri ise Platon’un tikel ve tümel varlık alanlarını ayırışı, Descartes’in uzamsal ve uzam dışı varlık alanlarını ayırdığı Res Extensa ve Res Cogitans’ı ve Kant’ın kritiklerinde dünyayı iyi-kötü, doğru-yanlış ve güzel-çirkin olarak ikiye ayırdığı; modern dünyaya şeklini veren anlayış. Devamını oku