Kapat

SÖYLEŞİ Vol.3 : ZAMANSIZ FENOMEN ve ŞİMDİ

Haydar Akdağ

Reklamlar

Geçtiğimiz günlerde izlediğimiz Mihriban Mirap’ın “Zamansız Fenomen” adını koyduğu sergiye ait düşünce ve üretimlere bakıldığında, ortaya çıkan sosyo/ kültürel sorgulama, bir yandan günümüz sosyolojisine; öte taraftan sanatın kültüre bakışı ve kültür üretimine katkısını izleme imkanı sundu bizlere.

Devamını oku

Söyleşi Vol.2 /NUE CONSTRUCTION

Haydar Akdağ

İkinci söyleşimi genç iç mimar Koray Ulusoy ile gerçekleştirdim. Hazır nesne olarak her gün hareket halinde içini gezerek tükettiğimiz mekânlara başka bir gözle bakabilmenin imkânlarını yine Ulusoy’un mekân üretimi sırasında çektiği fotoğraflar üzerinden derinleştireceğiz. Mimarlık ve sanat arasındaki ilişki salt malzemenin, formun, ihtiyacın, zamanın veya ütopyanın sınırlarında gezinmiyor. Bir bakış açısı içinde yaşadığımız mekâna ait bedenin belleğini yer yer dramatik ve soyut bir fotoğrafta esere dönüşünü, diğer yandan da üretimin kaydını tutuyor. Tüketim alanı ise üzerine düşündükçe mümkün olmaktan çıkıyor. Doğrusu umut veriyor. Şöyle ki bir mimarın üretimi olan eserin salt mekân ve mekâna ait duyguyla sınırlı kalmaması, üretiminden bir soyut resme giden görme biçimi heyecan verici.

Devamını oku

Söyleşi Vol.1 / PARADOKS

Haydar Akdağ

Teknolojinin hayata sızmasını değil, zamanın ve bütün üretimin ele geçirildiği bir dönemi yaşıyoruz. İnsanoğlu teknolojiyi kontrol etmek şöyle dursun, tamamen teslim alınmak üzere. Sanat ve teknoloji arasındaki mesafe de günümüzde farklı sayılmaz. Ancak sanatında farklı arayışları teknolojinin imkanlarından uzak, dokunaklı, boyanın ve tuvalin buluşmasını ifade dili olarak terk etmeyen sanatçılarımız üretimleriyle bizi heyecanlandırıyor.

Devamını oku

Belge; Belgesel; Benlik (!/?)

Haydar Akdağ

Uzun süredir üzerinde çalıştığım arşiv denemeleri ve henüz paylaşmadığım eserler; bununla birlikte teknoloji ve tasarım olarak veyahut başka disiplinlerden faydalanma ihtiyacı/gereksinimi bu yazının zenginleşmesine katkı vereceğine inanıyorum. Çocukça, “Bir fikrim var!” heyecanıyla birlikte bir düşünce deneyini, hatıra paylaşımını, bir kimliği tanımlama/sezme deneyimini iletişim çağının teknik enstrümanları, köprüleriyle (karekod) görselleştirmek/esere dönüştürmek/sergilemek…

Devamını oku

Mimarlık; İnsanlık; Harmanlık; Ütopyalık (!/?)

Haydar Akdağ

Mimarlık; küçük odamızdan kentimize, kendimizden kimliğe, insan-doğa yabancılaşması gibi geniş açılardan bakıla bilinir. İncelememize dahil olacak ötekileri gizlemekle-fişlemek arasında ekonomik-sosyal bir gösterge enstrümanı olarak mimarlığı kabul etmekle birlikte, akıl ürünü yapıları sorgulamak istediğim “şey’ler” sayısız çoklukta… Tarih içinde nice ütopya; ve bunca birikime benim de vermek istediğim öneri, katkı… Bu yazımda mimarlık ve malzeme, insan ve doğa, ütopya ve ütopyalar üzerine giderken, etliye-sütlüye karışmadan; bir mektup tadında anlatımla, hatırama ve geleceğe bakışımı paylaşacağım.

Devamını oku

Erzincan Bienali: “Yer Sanat Gök Sanat” (!/?)

Haydar Akdağ

Bienal denildiğinde aklınıza “Sanatın iyileştirici gücü mü” gelir; yoksa “Kültür Ekonomisi” ya da Sanat ve Siyaset arasındaki kürsü mücadelesi mi (!/?) Toplumdaki çıkmazlara yanıtı sanat mı verir; siyaset mi? Beklenti ile duanın iç içe geçtiği ülkemizde Erzincan Bienali “Yer Sanat Gök Sanat”; kavram olarak; “Bir hatırlama ve hatırayı sürdürme üzerine; İnsan ve doğa/doğasına bakıştır. Yaşar Kemal’in “Yer Demir Gök Bakır” yerli romanı, Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli tarafından senaryolaştırılarak 1987’de çekilen filmin içinde yer alan Anadolu köylüsünün korkuları ve Taşbaş’ı ermiş yapma hikâyesi, “Korku; Beklenti; Kahraman; Boşluk” sorularının sorgulandığı Erzincan Bienali’ne bakalım… Devamını oku

Yerelde Sanat, Genelde Sanat

Haydar Akdağ

Sanat üretiminin hangi tekellerin elinde bir endeks oluşturduğu üzerine düşünürken; bunun kültür politikaları çerçevesinde merkezin mi yoksa yerel yönetimlerin ve diğer sivil inisiyatiflerin dahil olduğu/olabileceği geniş bir çevrenin katılımıyla mümkün tarih yazımına katkı sağladığını/sağlayabileceğini sorgulayalım isterim. Endeksin salt para odaklı olarak düşünülmesini istemiyorum. Önemsediğim nokta tarih yazımı ve geniş zeminde kültür üretiminin etkin gücünün göz önüne alınması adına sanatın değeridir. Sanatçımızın düşüncesinin ulaşılabilirliği/evrenselliği…  Düşünürken akla gelen; içinde olduğumuz gerginlikler/gergin günler arasında hangi ilişkileri irdelemeliyiz ve beklentiler doğrultusunda kısırlaşan sorunlara mı yoksa çözüm üreten sanat/sanatçı/sanat kurumları ile yeni bir düzenin inşasına mı kazma vurmalıyız? Devamını oku

Yeni Müze Kuruluyor

Haydar Akdağ

Bu sefer kurulacak olan müze; toplama, dayanak yaratma, kanıt peşinde koşan bir anlayışta değil. Tam bir oyun üzerine kuruluyor. İnsanlığın yolculuğu, bedeni, kentleri dönüştükçe oyunlara dahil olmak şöyle dursun, bütün tekelleri elinde tutanlar “medeniyet” yazımında;  kim oyuncu kim izleyici çoktan tasarlamış oluyor. Mahallenin bilinen romantizmi artık yok… Öyle aşık olacak derman da dizlerimizde yok… Bu sefer şu adı dahil hakkında tek bir şey bilmediğimiz platonik aşklarımıza vakfedilmiş yaratıcı düşüncelere ihtiyacımız var. Bir oyun oynayacağız. Müzelerin ölüm kokusunu silip süpüreceğiz; nedensiz sevmeleri, öfkeleri; bağlamlı/bağlamsız ve bütün aidiyet duygularından arınmış bir akılla yeni bir müze kuracağız. “Yaşayan, dönüşen, geçmiş ve geleceği aynı yerde kesiştiren bir aklı/akımı başlatalım mı?” ne dersiniz? Tarihi yazan bütün tekellere, çağımızın “Altın Tarihi”ni hazırlayalım mı?  Üstelik temsilde adalet, sizin yaratıcılığınızda!

Devamını oku

Babil Antlaşması (!/?)

Haydar Akdağ

Birbirine karışan söylemlerin ortaklığı yalnızca uğultudan ibaretti. Birden mikrofonda bir ses “bir dakika” dedi…(!/?) Birleşmiş Milletler salonundaki 193 üye ülke temsilcileri hep bir ağızdan sustu… Konuşmacı bütün dillerde “Sevgi ve Barış” kelimesini bir şiir gibi ardı ardına okudu. Salondaki sessizlik derinleşti… Sessizlik bir taşı andırıyor, barışa ant içmiş konuşmacı ise bir ırmak gibi çağıl çağıl çağa ve bütün inatlara çarpa çarpa “Sevgi ve Barış” demeyi sürdürüyordu. Coğrafyaları birer puzzle gibi düşünenler, yerleri değiştirenler ve yeri değişenler… Sessizlik bir yemin gibi sürüyordu.

Devamını oku

İlk aşk’m David (!/?)

Haydar Akdağ

M.Sefa Çakır “Acil Sanat” manipülasyon – David, 2015 Afiş – Sticker

Mahallenin en yakışıklısı bizim David, yani Michelangelo’nun Davut’u. Aşk’ tariflerinde ilk an vardır ya; işte; O’an; sanatçının elinde durağanlaşır iken; bende can’dan can’a çoğalır. Çoğalan duyguları nasıl anlatsam? Üstelik yalnız olduğumu düşünmüyorum; ve soruyorum “Kaç bedende istekleri tetiklemiştir dersiniz?”…

Tahmin ediyorum ilk akla gelen cevapta estetiğin yeni karşılığı olan esnetilmiş hazlar ve en başta cinsellik geliyor olmalı. Haklısınız, haklısınız da; eser okumaktan bahsederken nereden bakıyorduk? Yüzeyde mi cevap; yoksa derinlerde mi? Gözün sınırlarına giren, akılda uyanan ve yeniden yorumlanan David/Davut heykeli neden hala hayatta?

Devamını oku