Kapat

DOĞA, İÇ KAZILAR VE KATMANLAR

Melike Bayık

Reklamlar

Yaşanılan hayat içinde kendisini derinden etkileyen, içselleşmiş meselelerin, güncel toplum konuları ile de örtüşmesiyle genel üretimlerinin ana malzemesini oluşturan Merve Dündar oldukça dinamik ve çeşitli disiplinlerde eserler üreten, teknikler açısından da ilginç malzemelerle deneysel işler yaratan bir sanatçıdır. Dündar’ın yaşamının birçok zamanında kendisini etkileyen konuların çıkış noktaları (patlama evresi – üretim) ve gerek görsel gerekse sözsel açıdan bu konuların ne gibi bir dönüşümle eserlerine yansıdığı konusunda kendisi ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Devamını oku

TOPLU MONOLOGLAR, İÇ SESLER

Melike Bayık

Hadra Tanrıverdi Birecik’in eserleri teknik olarak karışık, pentür ve grafik bir çizgiyi içinde barındırırken konu olarak grafik bir görsele sahip olsa da içerik olarak toplum içindeki bireyin yalnızlaşmasını, başkalaşmasını ve dönüşümünü anlatıyor. Form olarak grafik – pentür hatta bir yandan pop sayılabilecek bir üslupta farklı farklı malzemelerle eklektik ve çoğulcu metropol şehrinin insanlarını konu edinip, onun dertlerini kendi derdiymişçesine boya, yazı ve diğer malzemelerle yansıtıyor.

Devamını oku

00:01

Melike Bayık

Burcu Aksoy ile Milli Reasürans Sanat Galerisi’ndeki 00:01 isimli solo sergisi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

00:01 isimli Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde yaptığınız serginiz genel olarak içerik ve form açısından nelerle ilgiliydi?

Bilinç ve bilinçaltının ortaya çıkardığı sıra dışı zihin durumlarının oluşturduğu görüntülerin, özellikle mekan kavramıyla bağlantısı ile ilgili fotografik çalışmalarım 00:01 solo sergimin içeriğinde de yer aldı. Yalnız bu kez, mekan türlerinin içinden bir tanesi- akıl(!)hastaneleri – üzerine odaklanıp, konuya dair ifade dilini destekleyecek, ortaya çıkaracak biçimde, sadece fotografik görüntü üzerinde değil, görüntünün sunulduğu nesnenin formunda da değişiklik tasarladım. İki boyutlu ifade biçimi beklenirken, üçüncü boyutun işin içine dahil edildiği bir ifade gerçekleşmiş oldu.

Devamını oku

KALEM KAĞIT TUTKUSU

Melike Bayık

Paramparça hikayeleri, çocuk bedenleri ve portreleriyle anlatmayı tercih eden M. Sefa Çakır teknik olarak ise marker kalem ve özel kağıtlar kullanmaktadır. Kendi yaşanmışlıkları, iyisi ve kötüsüyle tün anlarını ve en önemlisi de toplumsal normların dayattığı ve kişiselleştirildiği empatiden uzaklaştırılmış ‘kaygıları’ resmeder. Serilerinde genellikle monokrom bir renk skalası gördüğümüz M. Sefa Çakır tüm gri ve siyahların arasına tercihen pop, tek bir renk kullanır. Titiz karakteri ve disiplinli çalışma sonucunda eserleri print ile mi yoksa el ile mi üretildiği izleyici de soru işaretleri yaratır. Belki bir noktada da teknoloji çağının getirisini kendi çizgisiyle, gözü ve bileğiyle eleştirmekte ve izleyiciye ironik bir algı karmaşası yaratmaktadır.
Devamını oku

Sanatçıyım Öyleyse Varım!

Melike Bayık

Sanatçı Saliha Yılmaz’ın neon eserleri için yazılmıştır.

Neon ışıklar, geçirdiğimiz son yüzyılın başından beri ticari bir kaygı ile reklam ve pazarlama alanlarında kullanılmaktaydı. Bir şekilde hedeflediği itibara ulaşamayan neon belli bir zaman sonra deneyselliğe her zaman açık olan sanatçılar için de bir üretim malzemesi halini aldı. Neon, renkli ve çekici yapısı sayesinde birçok sanatçının da dikkatini çekmiş ve günümüzde de yine çoğu  sanatçının çağdaş sanat alanında hayatı boyunca en az bir kez deneyimlediği/deneyimlemek istediği bir malzeme halini almıştır.

Devamını oku

KIRMIZI EMPERYALİSTLER

Melike Bayık

1. İlk sorumuz, siz kimsiniz ve genel olarak yapıtlarınızda içerik ve form açısından nelerle ilgileniyorsunuz?

Öncelikle ismim Zafer Malkoç. Sanatsal üretimim çoğunlukla dünyanın yansımalarından yeni, birebir yansımalar kurgulamak üzerine. Yani şöyle ki ürettiğim eserleri, realizme bağlı kalarak ortaya çıkarıyorum. Yapıtlarımda genelde gerçekçi bir üslupla özellikle alan derinliği, renk ve insan formlarını ele alıp, bunun yanında da her zaman insan hayvan ilişkisini yan yana kullanmaktan çekinmiyorum. Bahsettiğim yöntemle yeni bir seri üretiyorum ve bu serinin adı Kırmızı Emperyalistler.
Devamını oku

HAZİNE ODASI’NA YOLCULUK

Online galericilik anlayışı içinde, internetten sanat eseri almanın ve ‘sergilemenin’ yolunu biraz daha genişlettiğini düşündüğüm online sanat galerilerinden birisi Art50.net. Genellikle genç sanatçılarla çalışan ve internet üzerinde varlık gösteren bir kurum olan Art50.net her bütçeye hitap ediyor. Son iki yıldır sanal ortamdan somut ortama bir aktarım söz konusu galeride. Art50.net’in bir sergileme alanı olmadığı için ara ara başka mekanlarda sergiler yapabiliyorlar. Son olarak Adahan Otel -1 Galeri’de ‘eskiden mahzen olarak kullanılan eski, taş duvarlarla örülmüş mistik, otantik, tarihi eser’ bir mekanda Hazine Odası isimli yeni bir sergi yaptılar.

Sergi kurgulanmış tesadüfi bir hikayeden oluşuyor. Şöyle ki, sergi hazine kavramını bir metafor olarak ele almış. Alışılagelmişin dışında bambaşka disiplinlerde çalışan sanatçıları bir arada görebiliyorsunuz.

Devamını oku

Madalyonun Öteki Yüzü Mü?

Melike Bayık

Fransız Hükümeti bursu ile iki yıl Paris’te kalan İsmet Doğan, ilk eserlerini 80’lerde Dadaizm’in tekniklerini -kolaj, montaj, grafiti ve ready made- kullanarak ortaya çıkarmıştır. O dönem yapıtlarında bir düşünür olarak da ele aldığı konu Türkiye tarihinde, özellikle batılılaşma, modernleşme projesinin dayatmış olduğu, -temellük ettiği- şiddetin ve travmanın etkileridir. Doğan’ın işlerinde Latin harflerinin sunulması, 20. yüzyılın başlarında Türkiye’de gerçekleşen dil reformu neticesinde olmuştur. Doğan’a göre, bu politik araçsallaştırma daha sonra toplumun kendi kültürüne karşı yabancılaşmasına yol açmıştır. Doğan’ın modernleşme sorunsalını, tuvali üzerinde kelimeler (Logos, BâBâ gibi) veya rastgele dağıtılmış harfler ile aynalar kurgulamış; ve bunlar bugüne kadarki çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olarak devam etmiştir.

Devamını oku

Meraklı Birisi İçin Biçilmiş Kaftan

Melike Bayık

“Fotoğraf Orhan Cem Çetin’in 16 Şubat’ta SANATORIUM Galeri’de açılacak olan “Benimsin” adlı sergisindendir.”

– İnsanlar sizi ve yapıtlarınızı biliyorlar ama yine de siz Orhan Cem Çetin, kısaca kendinizden ve sanatçı kimliğinizden bahsedebilir misiniz?

Uzun süredir fotoğrafçıyım. Fotoğrafı sadece sanat için, yani kendi inisiyatifimle değil, sipariş üzerine de üretiyorum. Uzun yıllar sektörde de çalıştım. Boğaziçi Üniversitesi’nde kısa bir süre mühendislik, daha sonra psikoloji okudum. Sosyal psikoloji alanında yüksek lisans yaparken, tez aşamasında bırakmak zorunda kaldım. Bir süre yuva öğretmenliği yaptım. Yine, bir dönem Boğaziçi Üniversitesi Dil Hazırlık Okulu’nda uluslararası geçerliliği olan bir İngilizce sınavı oluşturulurken projenin ilk aşamalarında yazılımcı olarak çalıştım. Her zaman aynı anda birden fazla iş yaptım. Fotoğraf malzemesi ithal eden firmalarda satış yöneticisi ve teknik yönetici olarak çalıştım; aynı anda üniversitelerde ders verdim, çevirmenlik ve düzelti de yaptım. Bugün de öyle. Bilinen sanatçı kimliğimin yanı sıra Bahçeşehir Üniversitesi ve Galata Fotoğraf Akademisi’nde eğitmenim. Atölyeler düzenliyorum. Farklı kurumlarda amatörlere fotoğraf eğitimi veriyorum. Bir yandan sektörde danışmanlık yapıyorum. Editoryal fotoğrafçılık ve tanıtım fotoğrafçılığı, hatta portre fotoğrafçılığı yapıyorum. Çeviri yapmayı da sürdürüyorum. Çocuk kitapları ve tabii fotoğrafçılık hakkında metinler çevirmeyi seviyorum. Çok meraklı birisiyim. Boş duramıyorum. Sakin tabiatlı olduğum söylenir ama ben hiperaktif olduğumu düşünüyorum. Boş kaldığım zaman zihnimi kötü düşünceler istila edecekmiş gibi geliyor. Kendimi sürekli meşgul etmem gerekiyor.

Devamını oku

YURTTAN SESLER

Melike Bayık

1. İnsanlar sizi ve yapıtlarınızı biliyorlar ama yine de siz İrfan Önürmen olarak, kendinizden ve sanatçı kimliğinizden bahsedebilir misiniz?

Yaşam biçimi olarak sanatın içindeyim ancak, “ben sanatçıyım” demekten her zaman kaçınmışımdır. Çocukluğumdan beri kendimi hep ressam hissettim. Yaşamdaki her olguya ressamın penceresinden baktığımı söyleyemem ama bu hissin beni biçimlendirdiğini söyleyebilirim. Yapıt üretmeyi, olan bitene katlanmanın bir yolu olduğunu düşündüğüm zamanlar da oldu, kendimi daha anlamlı hissettirdiği zamanlar da. Hayatın ağırlığından kaçmak gibi de anlayabiliriz belki. Ama başka türlü bir ağırlığın altına girdiğimin de bilincindeyim. Bundan kurtulmak için de her gün atölyeme gidip bir şekilde çalışırım. Malzemeye ilgim vardır ve üretim serüvenim içinde kendime yeni alanlar açmak için denemeler yaparım. Üretim sürecimde çatallanmalar yaşarım. Farklı yollardan yürüdüğüm olur. Tuval resmiyle bağımı hiç koparmadım. Dönüp dolaştığım yer boya resmidir hep. Son zamanlarda boyadan farklı bir malzeme olan tül ile işler üretiyorum. Diğer farklı bir malzeme olarak gazete ile yaptığım yerleştirmeler, heykeller, rölyefler ve arşivler daha sosyolojik kavramlar üzerinden düşündüğüm işlerdir. Şimdilerde alçı ve beton heykeller deniyorum. Bu durum beni besliyor aslında. İçimde sanki ortak bir ruhu taşıyan birçok sanatçı var. Ben, aslında onları organize eden, aralarındaki trafiği düzenleyen, ortak ruhu koruyan kişiyim.

Devamını oku