Kapat

Söyleşi: Faig Ahmed

Ozan Atalan

Reklamlar

Bakü`de bulunan Yarat Çağdaş Sanat Merkezi`ndeki sanatçı rezidansım sırasında tanıştığım Faig Ahmed ile işleri, dünyaya bakışı, iletişim, dualiteler, gelenekler ve sanatın eleştirel tutumu üzerine sohbet ettik.Keyifle okumanız dileğiyle.

Shift, Faig Ahmed, 2014, Image Courtesy of Faig Ahmed Studio

Hatırladığın ilk yapıtın hangisiydi?

Çocukluğumda hatırladığım denemelerim vardı tabii, ancak ister fikir aşamasında ister materyalleşmiş olsun sanat sürekli bir değişim ve dönüşüm hali. Her işin final halinin olması ile yaptığın için genel olarak kendini olgunlaştıran bir süreç olması etkileşimli şeyler. Hayatımın her aşamasında dönüşümümün daha iyiye gittiğini gördüm. İşlerimin her deneyimlememde bana daha çok yaklaştığını görüyorum. Eskiye dönecek olursak çocukluğuma dair hatırladığım şey çizim yapmayı çok sevmemdi; ancak bu yaratımın sanata dönüştüğü noktayı kesin olarak bilmiyorum.

Öyleyse sorumu şu şekilde değiştireyim: söylem gücü olan şeyleri üretilebildiğini ve bunun mutluluğunu içinde ilk kez ne zaman keşfettin?

Bu duygu hiç eksik olmadı ki. Her zaman içimdeydi; ama bu duygu da dönüşüm halinde. Her zaman bir şeyler üretmek istedim. Bu yüzden sanat okuluna gittim. Sürekli üretim halindeyim; üretmemek nasıldır bilmiyorum. Özgür hissettiriyor ve bu yüzden yaptığım işi yaşamsal bir aksiyon olarak görüyorum.

Bir röportajında işlerinde kendinden ve iç dünyandan yola çıktığını söylemiştin. İç dünyan işlerinde nasıl vücut buluyor? İşlerin dünyanın önemli sanat merkezlerinde gösterimde, geniş ve uluslararası bir izleyici kitlesine hitap ediyorsun. Kendinden esinlenirken oluşturduğun kişisel dil nasıl oluyor da bu kadar evrensel bir forma dönüşebiliyor?

Nasıl olduğunu bilmiyorum. Bazen önemsiz olduğunu düşündüğün bir şeyi söylersin ve insanların ilgisini çeker, bazene çok önemli olduğunu düşündüğün bir şey söylersin ve ilgi görmez. Bunun belli bir kuralı olduğunu düşünmüyorum. Aslına bakarsan bu daha önce üzerinde detaylı bir şekilde düşündüğüm bir şey değildi; yani yerel olan nasıl uluslararası, kişisel olan nasıl evrensel yapılır…

Evet bu, kendiliğinden oluyor. Ancak süreç üzerinde kontrolünün olduğu oluyor mu yoksa her zaman ben bunu yapıyorum ve insanlar da takdir ediyor şeklinde otomatik olarak mı işliyor süreç?

Bazen bu konu üzerinde düşünüyorum tabiki. Örneğin hangi medyayla çalışmalıyım sorusu bunlardan biri. Sürecin farklı katmanları var. Kendinle dahi konuşamadığın kişisel bir boyutu var, sadece kendine saklıyorsun. (Masamın üzerindeki taşları göstererek) Sahilde dolaşırken sadece bu taşları arıyorsun, muhtemelen o an sanatı ve edindiğin kaygıları taşımıyorsun. Aynı şey benim için de geçerli. Halıları araştırırken, ya da sadece halı da değil, medya araştırırken, önce materyalin seninle oynamasına izin veriyorsun. Daha sonra bir çocuk gibi onunla oynuyorsun. Fiziksel dünyada var olan objelerle oynarken bunu ben yaptım gibi bir yaklaşımda bulunmuyorsun. Onlar zaten senden bağımsız olarak var ve bunu takdir edip onun potansiyelini kullanmaya başlıyorsun. Öyleyse objenin dönüştüğü şey sadece benimle ya da benim vizyonum ile alakalı bir durum değil.

Belki de dünya vatandaşısındır, kendi gerçekliğin dışındaki gerçekliklere duyduğun saygıdan ötürü düşünce şeklin buna göre şekillenmiştir ve senin vizyonundan geçen her şey kendiliğinden herkesin anlayabileceği bir dile dönüşüyordur?

Buna katılıyorum. Hatta senin yazılarındaki tespitin gibi, sanatçı kendini kendi içinde sindirdikten sonra kendi kültürü dahil kültürlere dışarıdan bakabilmeli. Kendine sürekli soruyorsun: neden bunu yapıyorum? Neden bunları düşünüyorum? Öyle söylendiği için mi yoksa öyle istediğim için mi? Daha sonra muhakemeni yapıyorsun, bağlantıları kuruyorsun. Tekrarlamak gerekirse, “ben”le ilgili değil, bir bütün olarak süreçle ilgili. Kendini kozmosun, dünyanın, içinde bulunduğun toplumun bir parçası olarak görüp ondan ayrıştırmadan; ancak gerektiğinde mesafeni de koruyarak belirliyorsun. Ancak yine de her şey bir topluluk için var. Bundan bağımsız olmak imkansız. Sanırım sanatçı bir merkezden bir de dışardan olmak üzere iki bakış açısına sahip. Merkezdeyken her şey sana eşit uzaklıkta gelir. Örneğin halılarla çalışırken aynı zamanda aile büyüklerini ve toplumun geleneksel yapısını da hesaba katıyorsun, hepsi sana eşit uzaklıkta.

Çalışmalarına baktığımda hafızayla ve geleneklerle bağ kurabiliyorum; ancak bunun yanı sıra geleneksel halı desenlerinin yapıbozumu da gözden kaçmıyor. Bu bana toplumuna ve geleneklere duyduğun saygı kadar değişime de işaret ettiğini söylüyor. Bu bakımdan işlerinin sosyo-eleştirel boyutuyla ilgili söylemek istediklerin neler?

Üretimimde eleştirel düşünceyle hareket etmiyorum. Halıyla başlamamın nedeni kişisel ve toplumsal hafızamızda yer alan bu objeyi sevmemdi, her toplumdaki simetriyi yansıtmasıydı. Toplumsal sorunların tümünün gelenek bazlı olduğunu da düşünmüyorum, toplum kendi içinde işleyen bir mekanizmadır ve sorunlarını da çözümlerini de kendisi yaratır. Bir şişeden kapağını açmadan şu içmeye çalışırsam bu şişede sorun olduğundan değil, onu nasıl kullanacağımı bilmediğimdendir. Kültür de böyle; nasıl kullanacağını bilmemek toplumsal sorunlara yol açabilir. Tabii ki geleneklerin de işlevsiz kaldığı durumlar olabiliyor. Örneğin; eskiden uzun yaşamak bilgeliğin göstergesi sayılıyordu ve yaşlılara hayat deneyimi ve bilgisinden dolayı hürmet ediliyordu. Ancak bu durum artık böyle değil, bilgi akışının yoğun olduğu bir çağdayız. Yaşlandığı halde hayat deneyimine güvenemeyeceğiniz ya da genç olduğu halde bilgisine ve kişiliğine güvenebileceğiniz bir çok insan var. Gelenekler de değişebilir.

Azerbaycan kültürünün dışında biri olarak, Halı Müzesi’nde gezerken Azerbaycan kültürü içinde asırlar boyunca üretilmiş halıları, farklı desen, renk ve materyallerle gördükten sonra senin işlerin ile karşılaşınca içimde büyük bir heyecan belirdi. Çünkü geleneksel halıların olduğu bir müzede, gelenekten yararlanıp onu değiştirip başka bir gelenek yaratıyor gibisin. Bu çok ilginç; işlerin bu geleneksel müzede hem konu-dışı, hem de konunun tam merkezinde.

Evet bu komik, son yorumunu sevdim. Ben kavga etmeyi seven biri değilim, birisi benimle kavga etmek istese dahi bunu yapmam. Bu yüzden işlerimdeki yapıbozum, kültüre karşı gelmek için bir metafor değil; ona farklı bir form vermek. Eskiyle yeninin bir arada olması. Kültür değişken ve esnek bir şeydir ve nesilden nesile işlevsiz kalan tarafları zaten kullanılmıyor, evriliyor.

Pistoletto`nun insan üretimi ve doğa arasındaki dualiteyi yok etmeyi amaçlayan Üçüncü Cennet sembolü geldi aklıma.

İçimizdeki ve dışımızdaki gerçeklikler birbirine çok yakın. Şu anda ne düşündüğümü bilmiyorsun; ancak bana sorduğun bir soru ya da şu anki bir davranışın bilişsel sürecimi etkileyecektir. Bu yüzden bilincimiz sürekli işgal altında. İç ve dış arasında bir ayrıma gerek kalmadan etkileşimden bahsetmemiz daha doğru olur.

Ben de öyle düşünüyorum. Nasıl bir formda olacağını bilmesem de ileride farklı iletişim modelleri keşfedeceğimizi düşünüyorum.

Sanat da bizi bilmediğimiz bir şekilde birbirimize bağlayan ortak düşünüş yolları oluşturuyor.

O zaman plansız bir soru… Konu iletişime gelmişken, sanatın iletişimsel boyutu hakkında ne düşünüyorsun? Çünkü yaptığımız iş ile insanlarla farklı duygusal ve kavramsal katmanlarda iletişim kuruyoruz.

Her şeyin iletişim olduğunu söyleyebiliriz. Sanat da öyle ama iletişimin en iyi ve yüksek formu olduğunu düşünüyorum. Sanat her şeyi dili olarak kullanabilir. Özellikle sanatın bağlamını dinden çıkardığı zamanlardan bu yana, özellikle sanatçının kendi bağlamını oluşturduğu bu çağda sanatın iletişim kalitesi artmış durumda. Kişisel tavrımız ilginç olmayabilir ama sanatın söylemimize kendi tavrından da bir şeyler kattığını düşünüyorum. Sanatı sadece sanatçının yaptığı bir şey olarak görmezsek, dünya ile iletişimimizi de bir sanat formu olarak görebiliriz. Kişisel olan bir şey, bizden çıktıktan sonra artık çok da kişisel olmuyor. Evinde atom bombası olan birinin bunun herkesi ilgilendirdiğini görmezden gelemeyeceği gibi. Bu sanatın sosyal yönlerinden biri. Bir diğeri ise, bu gücü, yani sanatı nasıl kullandığın.

Bence tam da burada iletişimle bağlanıyor. Kendimizi ifade etmenin en iyi yollarını aramaksa eğer…

Evet, örneğin internet yapılmış en iyi sanat eserlerinden biri. Milyarlarca insan her an birbirlerine bağlanıp bilgi paylaşıyorlar. Her şey 0 ve 1’ler üzerinden yürüyor üstelik.

Ben de internetin, çağın en büyük sanat projelerinden biri olduğunu düşünüyorum, galerilerde olmasa da.

Şamanizm üzerine de çok düşünüyorum. Sanatın da Şamanizm’e yakın bir duruşu olduğunu düşünüyorum. Egodan sıyrılmak, mistik nitelikler, içini temizlemek ve kendini rehabilite etmek ve kültürün içinden çıkıp ondan sıyrılabilmek kabiliyeti açısından sanatçının da şamanik yetenekleri olduğunu, en azından olabileceğini düşünüyorum. Biz de aynı gücü kullanıyoruz, toplumun ve değerlerin içimizden geçmesine izin veriyoruz ve onun içinden geçiyoruz. Sanat bütün mevcut ve mevcut olmayan dillerin olasılığına sahip. İletişim kurmak için en temele inip insan olmanın anlaşılmaya yeterli olacağı bir dil peşindeyiz. Bu yüzden sanatçının ne düşündüğü önemli, çünkü sanat yüksek bir iletişim yöntemi ise sanatçının düşünce şekli de yüksek bir düşünce şekli olmalı. Düşüncende bir kaos yaratırsın, daha sonra olduğu gibi bırakıp o kaosun içinde tek başına hayatta kalabilenlere bakarsın ve işte onlar, kullanacağın dil için seçeceğin kelimelerdir. Bu noktada bir başka parallel daha çizmek istiyorum: sanatçı olarak sürekli açıksın, iletişim halindesin ve dünyaya açıksın. Bu bazen yorucu ve hatta acı verici olabiliyor. Çünkü sürekli kendine sorduğun sorulara, sana sorulan sorulara ve aşırı bilgi yüklemesine maruz kalıyorsun. İşte bu yüzden yaşam ile üretim birbirine yaklaştıkça kendini temizlenmiş hissediyorsun.

Peki, o zaman halılara geri dönelim. İşlerindeki dualitelerden biri de eski-yeni. Halılarının genel yapısı geleneksel formlardan yapıbozuma ya da yapı-bozumdan geleneksele olarak sıralanabilir. Buna eskiden yeniye, yeniden eskiye; kaostan düzene ya da düzenden kaosa da diyebiliriz elbette. Bu, üretiminde takip ettiğin doğrusal bir süreç mi yoksa işlerini bu bahsettiğim dual yapıların bir arada bulunuşu olarak mı adlandırmayı tercih edersin?

Sanırım kaos ve düzenin ve bahsettiğin diğer dualitelerin bir arada varoluşu olarak bakmayı tercih ederim. Buradaki dualite aslında saf değil; belki de bu yüzden halılar ilginç gözüküyor. Kendini doğrusal bir süreçmiş gibi gösteriyor. Tıpkı iç ve dış gerçeklikler ikiliğinde olduğu gibi, sınırları belirsiz ve kolay anlaşılabilir değil, belki de gereksiz. Aranılan siyah ve beyaz değil, birlikte var oldukları gri olmalı.

Simetri-asimetri, gelenek-değişim, eski-yeni, yapı-yapıbozum, kaos-düzen işlerinde görülen kavramlardan bazıları. Bu ikiliklerden ve önceki soruya verdiğin cevaptan yola çıkarak, düşünce yapımızın dualitelerle şekillendiği gerçeğine yaklaşımın nedir? Bana kalırsa dünyadaki bir çok sorunun temelinde bu düşünüş yatıyor. Senin bu konudaki düşüncelerin neler?

Sanskritçe bir kelime var: advaita. Anlamı ikilik yokluğu. Bu Hint felsefesine göre dünyadaki tüm ikilikler bir illüzyon. Her şey aslında tektir. Beş yıl önce yediğim yiyecek şuanki vücudumu oluşturuyor. Benzer şekilde şu an yediğim şeyler gelecekteki bedenimi inşa ediyor. Bunun gibi bağlantılara bakarak evrendeki yerimi konumlandırabiliyorum. Hayatımın başlangıcı ve bitişi arasında orta yerdeyim, en temel ikilik olan doğum ve ölümün arasındaki doğrusal çizgide orta alanda yaşıyorum.

Bu da aslında yaşamın kendisinin, ya da yaşanılan anın aslında basil başına ikiliğe karşı olduğu anlamına geliyor.

Kesinlikle. Zaman-mekan farkındalığı yaratıyoruz. Dualitelere bölmek aslında tek olan gerçekliği anlama çabamız. Başlangıç ve bitiş, madde ve ruh, siyah ve beyaz – kısacası hayatı dual olarak algılıyoruz ama biliyorum ki aslında her şey bir bütün. Bu konuda haklısın, yaşam alanımızı yarattığımız iki uç arasına kuruyoruz.

İşlerin isimlerini genellikle Geometri, Fizik, Biyoloji, Kuantum Fiziği gibi alanlardan ve doğal formlardan alıyor. Spesifik ilgilerin de bu yönde mi?

Aslında hayır, bunlar sadece insan olduğum için ilgimi çeken şeyler çünkü dünyadaki şeylerin kendi içindeki ve benim dünyayla bağımı anlamamda yardımcı oluyorlar. Sanat da bilimin bilgisinden ya da sadece spiritüellikten yararlanabildiği için farklı alanlara ilgi duyuyorum.

Videolarında ve soyut formlarının kesitlerinde dahi geleneksel hali desenleri var. Sürekli aynı objeyle çalışırken bu objeye ilgini kaybettiğin hiç oldu mu? İlgini çeken ve yapıta dönüştürmek istediğin başka günlük kullanım objeleri var mı?

Mükemmelliğe inanmasam da yaptığım işte en iyiye ulaşmak için mükemmeliyetçiyim. Bu, tamamlamam gereken bir süreç, bu yüzden sürekli aynı objeyle çalışıyorum. Her bir şeride daha iyisini yapmaya çalışıyorum ve bu dili tamamlamak için aynı formla çalışıyorum. Diğer bazı objelere de ilgim var. Örneğin It is What It is / Neyse O adlı sergideki Azman adlı enstalasyonda şeker, tekstil ve boncuk kullandım. Geleneklerle bağlantılı bir iş. Enstalasyondaki sıkıştırılmış şekerler normal kullanım boyutunun abartılmış hali ve Azerbaycan`da geleneksel olarak gelin erkek çocuk doğurduğunda kırıyorlar.

Azman, 2016. Faig Ahmed. Photo by Fakhriyya Mammadova

Cinsel yan anlamları var mı?

Hayır. Sadece bahsettiğim gelenekle ilgili.

Oldukça fallik gözüküyor ama?

Evet bu doğru. Cinsellik de gelenekte var olan bir şey, sonuçta gebelik de cinsellikle ilgili ama bizim toplumlarımızda konuşulmayan konular bunlar.

Hikayesi nedir işin?

Bilinçaltından fallik çağrışımları olan objelerle erkek egemen bir toplumun hiyerarşik düzeni. Çünkü bütün objeler giderek büyüyor, toplum da böyle işliyor. Herkes faydasını maksimize etmeye çalışıyor. Kültürde var olan yerel bir objeyi minimal müdahaleyle başka bir forma dönüştürmek istedim. İzleyiciye dikte etmeyi sevmiyorum; bu yüzden herkes farklı çağrışımlarla algılayabilir. İnsanlara kültüre farklı bakış açılarından bakmaya ve onu sorgulamaya itmesi benim için yeterli. Bir diğer çalışmam da Social Anatomy / Sosyal Anatomi isimli video çalışmam. Azerbaycan toplumunu sembolize eden insanlar düğün ve cenaze sosyal olaylarını yaşıyorlar ve her şey bir halının simetrisi içinde oluyor.

İçinde yaşadığımız kuralları önceden belirlenmiş güvenli alanlarımız ve sosyal kozalarımızın ifadesi gibi…

Evet, her şey önceden belirlenmiş. İnsanlar değişiyor ama obje ve mekan sabit kalıyor. Herhangi bir kültürün kendi kendine insandan bağımsız var olma çabasıyla insanı içine hapsetme çabası gibi. Oysa onu var eden insanlar. İnsanlar, obje ve mekan arasında bir dil oluşturduğum bir videoydu.

Yaşadığın yerin üretimindeki yeri ile ilgili bir sorum var. Bakü eski ve yeniyi, zenginle fakiri, sahte ve otantik olanı, geleneksel ile çağdaş olanı bir arada barındıran ve bunu her an hissettiren şehirlerden biri. Burada yaşayan biri olarak seni nasıl etkiliyor bu durum?

Sadece Bakü değil, içine doğduğum Azeri kültürü bütünüyle beni etkiliyor. Oldukça eklektik bir yapıda. Bu coğrafya Osmanlı, Fars, Safevi ve Rus kültürlerinden etkilenmiş ve konumu dolayısıyla sürekli bir değişim ve dönüşüm halinde. Şehrin değişen mimarı yüzünden ziyade, bütünüyle ülkedeki modernleşen yaşam ve kültürel yaşam beni etkileyen. Bakü de Batı ile Doğu`nun felsefi olarak etkili olduğu şehirlerden. Yaşadığın yer hakkında objektif bir bakış geliştirebilmen çok zor. Bakü`yü seviyorum ancak sürekli Bakü`de bulunmayı tercih etmiyorum. Seyahat etmeyi seviyorum; çünkü bu seni ayık tutuyor.

Azerbaycan`daki izleyici kitlen ile yurtdışındaki izleyici kitlen arasında yaklaşım farkı var mı?

Aslında ülkeyle alakası yok. Bir ülke tümüyle sanatla ilgilenmiyor, kitlemiz her yerdeki sanat toplulukları. Bu yüzden genel olarak büyük bir fark görmüyorum. Amerikan izleyiciler işlerimi yorumlamak konusunda daha aktifler.  Seninle diyalog kurmayı seviyorlar. Avrupa`dakiler işler hakkında daha çok senden duymak istiyor. Buradaysa insanlar yeni bir şey gördüklerinde bunu tartışmaya açmayı seviyorlar. Bir diğer farksa, Batı`daki izleyicinin interaktif işlere yaklaşımı. Orada iş ile iletişime geçmekten çekinmiyorlar, buradaysa izleyiciye işlere dokunabileceklerini, interaktif olduğunu söylemem gerekiyor. Bir parçası olduklarında ise izleyici yaklaşımı olarak bir fark kalmıyor. Fark sınırlar ile ilgili.

Halı serilerin dokunulabilir değil mi?

Evet insanların dokunmasını ve hissetmesini istiyorum; ancak bazı kurumlar zarar gelme ihtimalinden dolayı sorumluluk almak istemedikleri için buna izin vermiyorlar.

Hangi durumlarda bir yapıtı başarısız olarak yorumlarsın?

Dürüstlüğü ve samimiyeti kaybettiğinde. O ani kavrayıp bütün gerçekliği içinde bütünleştirdiğinde samimiyeti yakalamış oluyorsun. Algıların kapalıysa, enerji toplamıyorsan ya da topladığın enerjiyi dürüst bir şekilde dönüşüme uğratmıyorsan o zaman ortaya çıkan ışın de başarısız olduğunu söyleyebilirim. Örneğin halinin kendi enerjisi var, motiflerindeki simetrik formlar bizi muhtemelen bir kültürel oluşum içinde ortaya çıktığı için etkiliyor. Enerjisi buradan geliyor ve ondaki dinamiği kullanmak önemli.

 

Kapak İmajı: Subatomic Particle2, 2015. Faig Ahmed. Image Courtesy of Faig Ahmed Studio.

About the author Ozan Atalan

Ozan Atalan 2007 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sanat eğitimine başladı. 2013 yılındaki mezuniyetinin ardından Fulbright bursunu almaya hak kazanarak ABD’de Syracuse University’de görsel sanatlar alanında yuksek lisans çalışmalarına başladı. Bu süreçte, disiplinler arası bir alana taşıdığı sanat deneyimini, katıldığı ulusal ve uluslar arası sergilerle genişletirken aynı zamanda Syracuse University’de öğretim üyeliği yaptı. 2016 yılında yüksek lisansını tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşerek akademik çalışmalarını ve sanat pratiğini burada sürdürmektedir.

All posts by Ozan Atalan →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: