Kapat

GERÇEĞİNE BAKIYORMUŞ GİBİ

Dilara Altuğ

Reklamlar

Her yıl yüzlerce sergi geziyoruz, zihnimizde çoğu zaman bu sergilerden sadece fotoğraflar kalıyor. Sergi ve sanat eseri fotoğraflarının arka planındaki kahramanlardan birisi olan fotoğrafçı Kayhan Kaygusuz ile mesleğinin önemli noktaları hakkında bir söyleşi yaptık. Kendisinin portfolyosuna http://kayhankaygusuz.com/ sitesinden ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar!

Dilara Altuğ:Öncelikle kendinizden ve aldığınız eğitimden bahseder misiniz?

Kayhan Kaygusuz: 1984 yılında İstanbul doğdum, büyüdüm ve hala İstanbul’da yaşamaktayım. Fotoğraf asistanı olarak çalışmaya başladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler MYO Elektrik-Elektronik Bölümü’nü ikinci yılımda bıraktım. Pek kafamı veremediğim bir bölümdü. Aslında fotoğraf eğitimi almadım ve fotoğrafı uzun bir süre usta-çırak ilişkisi ile yürüttüğüm asistanlık dönemlerimde öğrendim. 2004 yılında Toprakidis Kardeşler’in fotoğraf stüdyosunda başlayan asistanlık sürecim 7 yıl kadar devam etti. Şu an hayatta olmayan Eyüp Görgüler, Tülin Altılar ve hala çalışmalarına devam eden Mehmet Acar’ın asistanlığını yaptığım. Kendileri ismini geçirmek istediğim değerli fotoğrafçılardan bazılarıdır.

Belkıs Balpınar, Dokuma-ma, Anna Laudel Gallery, 2018

D.A.:Özel bir çalışma alanınız örneğin stüdyonuz / ofisiniz var mı?

K.K.:Çalışmalarımı 2011 yılından beri İstanbul-Maslak’ta yer alan stüdyomda sürdürüyorum. Tarihte fotoğraf stüdyoları ışıktan fazlaca yararlanmak için çatı katlarına kurulurken, günümüzde durum tam tersi şekilde. Işığın neredeyse hiç girmediği, yüksek tavanlı iş hanları ya da giriş katları gibi mekanlar faaliyet gösteriyor. Benim stüdyom da benzer konumda. Beş metrelik bir tavan yüksekliğine sahip ve büyük bir iş merkezinin giriş katında. Böylece büyük hacimli konuların stüdyoya taşınmasına ve istenilen türde ışığın ayarlanmasına olanak sağlıyor.

Seyhun Topuz, 42 Yıldan Bir Seçki: 1971-2013, Elgiz Museum, 2013

D.A.: Sizi sanat üretimleri ve sergileri çekmeye sevk eden olay nedir? Tam olarak ne zaman başladınız?

K.K.:Beni sanat eseri fotoğrafları çekmeye sevk eden şeylerin başında tüm bu işin ihtiyaçtan doğuyor olması geliyordu. Asistanlık yaptığım süre boyunca, çalıştığım fotoğrafçıların aracılığıyla sanatçıların işlerini çekmeye başladım ve sanat üretimi içinde bulunan insanlarla vakit geçirmeyi, çalışmayı daha çok sevdim. İbrahim Balaban, Bihrat Mavitan, Argun Okumuşoğlu benim ilk deneyimlerimdendir. Yaptığım işin gereği nitelikli görsel ve belge üreterek Türkiye çağdaş sanat tarihi için bir çeşit katkı sağladığımı düşünüyorum. Bu da yaptığım işi sevmem için iyi bir neden oluyor.

Burçak Bingöl, Jardin Particulier, Palais de France, 2018

D.A.:Size göre fotoğrafçılık ve sanat eseri fotoğrafçılığı arasındaki farklar nelerdir?

K.K.:Ben fotoğrafı analog olarak öğrendim ve o zamanlar orta formatta teknik kameralarla çalışılıyordu. Yaşım gereği, Türkiye’de analogdan dijitale geçiş sürecine şahit oldum.

Temel olarak aynı yapıya sahip olsalar da, fotoğraf geçmişte de günümüzde de birçok kola ayrılıyor. Aralarında birçok fark olmasına rağmen, sanat eseri çekimlerinde teknik olarak pek bir değişiklilik yok. Fakat sanat eseri çekmenin kendine has dinamikleri var. Bazı fotoğraf kollarından kendini ayıran en önemli özelliklerinden birisi konuyu olduğu gibi ele almanız. Örneğin, reklam ya da moda çekimlerinde olduğunun tersine konuyu daha süslü ve etkileyici gösterme çabasından kaçınıyorsunuz.

Reprodüksiyonların (bir sanat eserinin fotoğrafla oluşmuş aslına uygun kopyası), üç boyutlu işlerin ya da yerleştirmelerin çekimleri birbirinden farklı teknikler içeriyor. Özellikle reprodüksiyon çekimleri oldukça zorlu olabiliyor. Çekim-ışık teknikleri ve sonrasında renk ayrımı, baskı gibi aşamaları var. Bu çekimlerde uyguladığınız ışık çok önemli. Baskıya girene kadar fotoğrafı takip etmek zorunda kalıyorsunuz. Çünkü fotoğrafın kağıt üzerindeki tepkisi değişebiliyor. Her resmin kendine has bir karakteri var. Resmin yapıldığı malzeme, malzemenin ışığa tepkisi, boya, renk ve bunların katmanları vesaire… Dolayısıyla göz önünde bulundurmanız gereken birçok detayla karşılaşıyorsunuz. Yerleştirme çekimleri ister istemez mekanı da içine alıyor ve bir çeşit mimari fotoğraf kurgulamak zorunda kalıyorsunuz. Üç boyutlu işler ise uyguladığınız ışığa göre anlam kazanabiliyor. Aslında bir portre çalışmaktan farksız… Günümüzde yapılan sanat kitaplarında resimleri neredeyse gerçeğine bakıyormuş gibi tüm ayrıntılarıyla izlemek ayrıca böyle bir işle meşgul olmak bence harikulade.

Tayfun Serttas, Flashblack, Pilevneli Gallery, 2018

D.A.:Kimlerle ya da hangi kurumlarla çalışıyorsunuz ve bu kurumları neye göre belirliyorsunuz?

K.K.:Çoğunlukla çağdaş sanat üretiminde bulunan sanatçılarla çalışıyorum. Sanat galerileri, müzeler ve sanatsal faaliyet gösteren kurumlara çözüm ortaklığı yapıyorum. Özel koleksiyonların dokümantasyon çekimleri, dia arşivlerinin taranması, temizlenmesi ve düzelti işlerinin yanı sıra mimarlık-iç mimarlık konularında çalışan kurum ve kişilerle de çalışıyorum. Portre çekimleri de yapıyorum.

D.A.:Bir galeriye, müzeye ya da bir eserin fotoğraf çekimine gittiğinizde çekeceğiniz kareleri neye göre belirliyorsunuz? Belirli bir teknik, kurgu ya da kompozisyon söz konusu mu?

K.K.: Kurulumu tamamlanmış ve izleyiciye açılmış bir sergi ya da yerleştirme çekimi ile sanat eserlerinin fotoğraflanması farklı şeyler.Sergiyi, işlerin birbiriyle ve mekanla olan etkileşimini, ifadelerini, anlatılmak istenen konuyu fotoğraflamak için yerleştirmeyi bir bütün olarak ele almak gerekiyor. Bir sergi yerleştirme çekimine başlamadan önce varsa küratörü ile ya da sergiyi kuran kişi/kişilerle konu üzerine bilgi almak çekime başlamanın ilk adımını oluşturuyor. Çekimin ikinci adımı, sergiyi çıplak gözle baştan sona gezmek. Böylelikle konuyu kavramış ve elde edeceğim fotoğrafları kabaca kafamda tasarlamış oluyorum. Her serginin genel olarak kendi içinde bir izleme düzeni mevcut. Gezmeye başladığınız noktadan bitirdiğiniz noktaya kadar kurgulanmış bir takip sırasını izliyorsunuz. Sergi manzaralarını oluştururken bu izleme sırasını göz önünde bulunduran, eserlerin boyutları ve konumlarını hesaplayan kompozisyonlar çıkarmaya önem gösteriyorum.

Sergideki işlerin birbirini kapatmadan açıkça okunuyor olması ve eserlerin üzerindeki ışığın etkisini gerçekte olduğu gibi göstermek bu işin en önemli kısımlarıdan. Sergi yerleştirme fotoğrafları, sergi sona erdiğinde geride kalan yegane görsel belgeler olduğundan, fotoğrafların iyi aydınlatılmış gerçek renklerinde temiz ve yüksek çözünürlükte olması gerekiyor. Bugün çektiğiniz eser ya da sergi fotoğrafı çok uzun yıllar sonra da bir kitap ya da yayında rahatlıkla kullanılmaya olanak sağlamalı.

Sanat eserinin fotoğraflanması konusu ise bir sergi ya da yerleştirme çekimlerinden çok daha kapsamlı bir konu. Genel hatlarından ve temel birtakım gereklerinden bahsedeceğim bu tip  çekimler, yaptığım iş itibari ile çağdaş sanat üretimlerini içine alıyor. Bir sanat eserinin fotoğraf çekiminde çok fazla değişken var. İki boyutlu işler ve üç boyutlu işler farklı çalışma alanları sağlanarak çekimleri yapılıyor. Üç boyutlu işlerin çekimlerinde ister istemez bir geri plana ihtiyacınız olduğundan eserin dışında eseri içine alan ve tüm ifadesini doğru anlatmayı sağlamak için bir geri plan ya da mekan oluşturmak için çalışıyorsunuz. Tüm bu işi yaparken kullandığınız teknik ekipman sonucu doğrudan etkiliyor. Eser çekimlerinde çekimi yapacağınız yerin fiziki yapısı, işin boyutları ve hacmi durumu belirleyen en önemli faktörlerin başında geliyor. İyi sonuç elde etmek için, kesinlikle her açıdan bu işe uygun bir çalışma ortamı yaratmanız gerekli. Bu tüm eser çekimleri için geçerli. Eser çekimlerinde mutlaka harici ışıklar kullanılması gereklidir. Başka türlü iyi sonuç almak mümkün değil. Çekimini yapacağınız esere göre bu ışıkların da çalışma prensibi değişkenlik gösterir. Bazen gün ışığından ya da ortam ışığından faydalanırsınız. Her ikisinide beraber kullanmak zorunda olduğum işlerle de karşılaşıyorum.

Eser çekimilerini mümkünse sanatçısı ile beraber yapmayı tercih ediyorum. Böylelikle gözden kaçırdığımız bir nokta olmuyor. Reprodüksiyon çekimlerinde renk konusunda bir mutabakat sağlamak gerekli ve bunun için teknik olarak bir yöntem izlemek zorundasınız. Her eser yapısı gereği ışığa farklı tepki gösterdiğinden, her eser için en uygun ışık yönünü bulmak işin sonucu belirler.

Ramazan Can, Evvel Zaman İşi, Anna Laudel Gallery, 2018

D.A.:Çektiğiniz fotoğrafların arasından seçimlerinizi neye göre yapıyorsunuz?

K.K.: Yaptığım çekimleri monitör başında bazen defalarca izledikten sonra seçiyorum. Reprodüksiyon çekimlerinde ışığı işin üzerinde iyice görmek ve monitörde sonradan en iyi tonuna karar vermek için koyudan açığa doğru tarayarak çekimi sürdürüyorum. Bu da en az üç kare  fotoğraf anlamına geliyor her bir eser için. Her eserden mutlaka detay fotoğraf çalışıyorum. Bazen makro düzeyde olabiliyor ve bazı durumlarda detay fotoğraf için ayrıca ışık düzenini yeniden uygulamam gerebiliyor. Sergi ya da yerleştirme fotoğraflarının bir çok açıdan ele alınması gereken konular olduğundan elimden geldiğince çeşitli açılar bulmaya çalışıyorum.

Yaşam Şaşmazer, Metanoia, BerlinArtProjects, 2014

D.A.:Bize işinizin olumsuz yanlarından ya da zorluklarından da kısaca bahsedebilir misiniz?

K.K.: İşin en büyük zorluğu uygun çalışma ortamı yaratılamaması bence. Her çekim için eserlerin kendi stüdyoma taşınması mümkün olmadığından çekimi gerçekleştireceğim yerin fiziki yapısı beni büyük ölçüde kısıtlayabiliyor. İşin taşınması birçok risk barındırıyor. O yüzden eseri üretildiği ya da sergilendiği yerde çekmek durumda kalıyorum. Bazen çekimi istenen işlerin camlı ve çerçeveli oluşu iyi sonuç alınmasını olumsuz yönde etkiliyor. Her ne kadar camlı ve çerçeveli olarak çekim yapmanın da teknikleri olsa da, konusuna hakim kişilerden yardım alarak cam ve çerçevenin çekim için sökülmesi sonucu iyileştirmek için önemlidir.Şayet bir eser çekimi için gerekli olan çalışma sahası yaratılamıyorsa o işi çekmeyi kabul etmemek en doğru karar oluyor.

Ömer Pekin, Tekinsiz. Gerçek. Tezahür, Versus Art Project, 2018

D.A.:Son olarak fotoğrafçılık tarihinde sizi etkileyen isimler var mı? Varsa kimler?

K.K.:Çok fazla isim var aslında, saymakla bitmez. Ama spesifik birkaç tane isim vermek gerekirse, Robert Mapplethorpe, Man Ray, Diane Arbus gibi isimlerin konuya bakış açılarını ve konuyu işleyiş tarzlarını seviyorum. Magnum Fotoğraçıları’nın kurgulanmış bir tiyatro sahnesi gibi gözüken, ama aslında rastgele çektikleri fotoğrafları da beğeniyorum. Atila Cangir’in çalışmalarını çok beğeniyorum, özellikle de sanatçı portrelerini.

Erinç Seymen, Untitled, 2017, Kağıt üzerine mürekkepli kalem, 83,5 x 63,5 cm

Rahmi Aksungur, EU 48/6/N, Elgiz Museum, 2017

Ekrem Yalçındağ, Parça Bütün, Art On İstanbul, 2018

Burcu Erden, İsimsiz, 2017, Kompozit malzeme, 123x70x59 cm

Burcu Erden, Yarının Külleri, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi, 2018

Erinç Seymen, Untitled, 2017 (detail)

KAPAK: Erinç Seymen, Homo Fragilis, 2017, Zilberman Gallery Istanbul

About the author Dilara Altuğ

Dilara Altuğ, 1989 yılında İstanbul'da doğdu. Lisansı İstanbul Üniversitesi Eski Yunan Dili ve Edebiyatı, yüksek lisansı Yeditepe Üniversitesi Sanat Yönetimi Bölümü. 2017 Şubat ayından beri küratör ve sanat tarihçisi Doç. Dr. Marcus Graf'ın asistanlığını yapıyor. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. 

All posts by Dilara Altuğ →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: