Kapat

Gerçeklik Algımızın İzdüşümleri

Halil Yıldırır

Reklamlar

Cezayir asıllı Fransız sanatçı Fayçal Baghriche’in Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Jüpiter’de Kırmızı Bir Leke” 31 Mart’a kadar artSümer’de. Sanatçının video, hazır nesne ve fotoğraf çalışmalarının yer aldığı sergide; yaşadığımız olayların, aldığımız eğitimlerin, içinde yaşadığımız kültürlerin algımızı nasıl etkilediği ve bu doğrultuda da davranışlarımıza nasıl yansıdığına dikkat çekiliyor.

Fayçal Baghriche’in Arap ve Batı kültürü ile harmanlanan yaşamı, ona iki farklı kültürel filtrenin çift katmanlı perspektifi ile beslenen bir bilinçlilik hali sağlıyor. Serginin ismine ilham veren olay, Galileo ile Kepler’in buluşlarını birbirlerine şifreli halde göndermelerine dayanıyor. İkili arasındaki anagram yazışmaları sanatçının dikkat çekmek istediği noktaya, aslında bir gerçekliği maskelemeye, örtmeye yönelik. Kepler, Galileo’nun anagramını iki kere yanlış tercüme ediyor: Bunlardan birisi de “There Is a Red Spot in Jupiter, Which Rotates Mathematically/Jüpiter’in Üzerinde Matematiksel Yörüngede Dolanan Dev Bir Kırmızı Nokta Var” çevirisi. Aslında çevirinin doğrusu yani Galileo’nun anlatmak istediği: “The Mother of Love (an epithet for the planet Venus) copies the forms of Cynthia (an epithet for the Moon)/Venüs’ün de Aynı Ayın Olduğu Gibi Evreleri Mevcut” cümlesiymiş. Kepler’in çevirileri zamanla doğru çıkıyor fakat tamamen tesadüfi bir şekilde. Bu gizli “görünümler”den farklı anlamlar çıkabilirken gerçek de örtülü bir hale geliyor.  Soyutlanmış, ters yüz edilmiş ya da hızlandırılmış görsel söylemlerin örtük gerçekliği üzerine çalışan sanatçı da insan toplumunun gerçekliğini organize eden şemaları sorgulayan eserler yaratarak bu gizli gerçekliği ele alıyor. Kuralcı sistemlerin, kamusal alanı ve kolektif sosyal davranışları düzene koymasının, günlük hayatlarımızdaki tuhaf ve şiirsel yanını ortaya çıkarıyor. Kolaylıkla tanımlanabilen objeler ve hicivle derlenmiş, karıştırılmış ve manipüle edilmiş videolarla bu yaygın objeleri tanımlamadaki reflekslerimizi bertaraf etmeye çalışıyor.

Baghriche’in kendi yaşam sürecinde deneyimlediği bu çift kültürlülük halinin yansımalarını sergideki “Family-Friendly/Aile Dostu” serisinde görmekteyiz. Sanat tarihinden alışageldiğimiz Modigliani, Manet, Picasso, Felix Vallaton gibi önemli sanatçıların eserlerinin diptik halde sergilendiğini görüyoruz. Bu serideki eserlerde sanatçı, Dubai’de yaşadığı dönemde uluslararası sanat dergilerinde yer alan nü resimlerin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin kültürel değer yargılarına adapte edilmesi sürecinde, vücudun kamu alanında görülmesinin uygunsuz olacağı belirlenen kısımların üstlerinin görevli ekipler tarafından çizilerek kapatılmasını paylaşıyor. Yan yana sunulan iki aynı eserde çerçevelenmiş dergi sayfalarının sadece sansürlenmiş görselleri görünüyor. Baghriche bu seride, sanatçı olmayan insanların sosyal ve kültürel değerler üzerinden, Batı’nın görsellerini kendi kültürlerine adapte etmesinin estetik ve sosyal değerleri ile ilgileniyor. Çünkü baktığımız zaman onaylamasak bile sonradan sansüre dönük bir müdahale, olayı biraz da performatif kılıyor.

Biyografik sayılabilecek bir video çalışması olan “The Night of Doubt/Şek Günü”, sanatçının çocukluğunun önemli bir parçası olan siyah-beyaz televizyon filmlerini araç olarak kullandığı son filmi. Hicri takvime göre yeni aya geçmeden önceki en karanlık gece için kullanılan kültürel bir deyim olan “The Night of Doubt” çalışmaya ismini de veriyor. Sanatçı çalışmasında saf bilgi üzerinden değil de popüler söylemlere veya duyumlara dayanarak oluşturulan karar mekanizmalarını, inanç sistemlerini sorgulamak için içgüdüsel bir tetikleyici olan endişeye başvuruyor. Videonun belli bölgelerindeki siyah beyaz televizyon görüntülerinde “Hulk/Yeşil Dev”in yeşil olan görüntüsü haliyle siyah beyaz olarak görülüyor. Burada da asıl durum gizli bir hal alıyor. Yeşil ama gri tonlarda. Gerçeklik ikilemlerinden doğan olaylar bizi de sanrılara düşürebiliyor… 

“The Clock/Saat” adlı çalışma, saniye göstergesi alışılmadık bir ritimde hareket eden akrep ve yelkovanın da onu takip ettiği antika bir saat. Her tam dönüşte bir dakikayı tamamlamanın farklı süre aldığı bu niteliğini kaybetmiş saatte, zamanın ölçülmesi konusundaki nesnel algı üzerine eleştirel bir tutum sarf ediliyor. O saatle biraz vakit geçirdiğinizde alışılmış zaman algınızı tedirgin etmesi sonucu zamanın doğru ölçülebilirliğine dönük sorgulamalarla buluyorsunuz kendinizi.

Bir diğer yanda sanatçının “Mecca/Mekke” isimli büyük bir fotoğraf çalışması yer alıyor. Kabe’nin terkedilmiş, yarım kalmış bir halini sunan fotoğrafın aslı ise Fas Ouarzazate(Varzazat)’da yer alan, 2009 yılında yayınlanmış “Journey to Mecca/Mekke’ye Yolculuk” filminin çekimleri sırasında hazırlanmış bir film seti. Bu setin fotoğrafı da orijinal Kabe’nin etrafının şu an çok farklı bir halde olması sonucu sanki eleştirel bir tutum barındırıyor. Aslında bu çalışma kopyanın kopyası olduğu için tam da bir simülasyon haline geliyor. Örtülü gerçeklik kısmına burada yeniden değinecek olursak bu çalışma için biraz daha farklı bir durum söz konusu. Çünkü buradaki durum gizlenmiş bir gerçeklik değil aksine orijinali kopya etme durumunu barındırıyor. Kopyanın kopyasını gördüğümüz sergide ise çalışmanın orijinalle bağlantısı öyle koparılmıştır ki artık onun kopya olduğu bile anlaşılmaz. Foucault’un benzerlik ve benzeşim kavramlarını simülasyon kavramı ile bağlantılandırırsak eğer bu çalışma için daha geniş bir okuma da sunabiliriz. Foucault’a göre; “benzerlik bir model, bir gönderge veya dünyadaki bir kökene dayanır.” Yani kendisini geri dönüşü olan bir model üzerinden gösterir. Benzeşim ise; “Hiyerarşiye boyun eğmez ancak kendisini küçük farklılıklarla dönüştürerek çoğaltır.” Yani benzeşim benzerin benzeriyle sonsuz bir ilişki içinde devinir. Baghriche burada dünyadaki bir kökene dayanan model üzerinden benzerliği kullanmış, orijinal ile bağlantısının koparıldığı çalışmasının gerçekliği ile de benzeşim ortaya çıkarmıştır. Çalışmasının ismini “Mekke” koyarak da aslında temsil edilen şeyin temsiliyet sistemini de kırmıştır. Görüntüden gerçekliğe değil, isimden kopyaya uzanan bir ilişkidir. Sanatçı burada gerçeğin örtülmesi yerine hali hazırda kopya olan bir yapının fotoğrafını paylaşmış ve bu durumla da gerçekliği, kopyanın kopyasını oluşturarak gizlemiştir.

Son kertede, insan psikolojisini doğrudan etkileyen renklerin hayallerimizin rengine olan izdüşümlerini, zifiri bir karanlığa açılan gözlerin içinde bulunulan gerçekliği sorgulayan sanrılarını, alışılmışın dışında ölçülen bir zamanın kişisel ya da kolektif gerçekliğimiz üzerinde artan entropisini veya belli kalıplara sokulan algımızın kalıplaşmış kültürel davranışları doğurmasını bizlerle paylaşan Baghriche; performans, video, yerleştirme ve fotoğrafı kullandığı çalışmalarında, eleştirel bir bakışla bizleri yeniden düşünmeye ve normalize edilmiş bir gerçekliğin mesafesine davet ediyor.

Kapak: Aile Dostu Serisinden, Nu Couche, Modigliani 1917, Connaissance des Arts, Şubat 2016, sf.109, Bulunmuş sanat dergilerinden sayfalar( diptik), 46×40 cm

Şek Günü, 2016, video, 6 dk

Saat, 2017, klasik saat-motor-dijital cihaz, 50x10x20 cm

Mekke, Hahnemühle fine art kağıda pigment baskı, 2012, 110×135 cm

Aile Dostu Serisinden, Buste de femme assise, Picasso 1973, Connaissance des Arts, Ocak 2016, sf.56, Bulunmuş sanat dergilerinden sayfalar( diptik), 46×40 cm

About the author Halil Yıldırır

Halil Yıldırır, 1990 yılında Ankara’da doğdu. Şu an İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 2010 yılında, aldığı İstatistik eğitimini yarıda bırakarak sanat eğitimi almaya karar verdi. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümüne ve aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümüne başladı. 2013 yılında Erasmus Programıyla Çek Cumhuriyeti Jan Evangelista Purkyne Üniversitesi’nde İngilizce Fotoğraf Yüksek Lisans Bölümünde 1 yıl eğitim aldı. 2014 yılında Anadolu Üniversitesi’nde Sosyoloji eğitimine başladı. 2015 yılında Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Yönetimi Yüksek Lisans Programına girdi ve şu an tez öğrencisi olarak eğitim hayatına devam etmektedir. Çalışmalarıyla yurtiçi ve yurtdışında çeşitli karma sergilerde yer aldı. Marcus Graf’ın, Contemporary Istanbul Kilis Okul Projesinde, 11. Contemporary Istanbul Collecters’ Stories Bölümünde ve Ekavart Gallery 25/25 sergisinde proje asistanı olarak, 7. Bazaart Sergisinde sergi koordinatörü olarak görev aldı. Büyükdere35 Kültür Sanat Platformu’nda program ve sergi koordinatörü olarak çalıştı. Şu anda Plato Sanat’ta ve Istanbul Art News’te sanat yazıları yazmakta ve artSümer Galeri’de çalışma hayatına devam etmektedir.

All posts by Halil Yıldırır →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: