Kapat

BENCİLLİĞİMİZİN FARKINDA MIYIZ?

Didem Ermiş

Reklamlar

Küresel ısınmanın ve varoluş-yok oluş arasındaki zıtlığın konuşulması ve evrenin ne yönde evirileceği konusundaki tartışmalar pek çok sanatçı tarafından sanat çalışmalarına konu ediliyor. Emin Mete Erdoğan da bu sanatçılardan biri. Kendisinin “The Flood” yani Nuh Tufanı isimli sergisine x-ist ev sahipliği yapıyor. Erdoğan bu sergide evrenin başlangıcını ve bitişini (?) sorularla irdeliyor. Bu sergideki çalışmalarını üretirken ‘Tufan günümüzde yaşansa nasıl olurdu?’ sorusundan yola çıkıyor. Sergide sanatçıya ait ‘Beautiful Sadness’ , ‘Follow the Water’ , ‘Three and the Half Billion Year After the Abiyogenesis’ serilerinden çalışmalar bulunuyor. ‘Milat’ kavramını temel alan bu sergide Abiyogenez’e, yani Aristo’nun teorisine göre cansız bir maddeden bir canlının kendiliğinden var olmasıyla oluşan ilk canlıya, önem atfediliyor. Bu canlı günümüzden 3.5 milyar yıl önce oluşmuş ve homo sapiense kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Bu bağlamda incelendiğinde açıkça görülüyor ki insanlardan önce hayvanlar evrende egemendi. Ama bugüne baktığımızda insanlar kendilerini evrende hakim konumda görüyor. Bununla da yetinmeyip hayvanlara zarar vermeye yönelik hareketlerde bulunuyorlar. Emin Mete Erdoğan da sergisinde bu konu üzerinde duruyor.

Nuh Tufanı bilindiği üzere gerçeküstü bir olay olarak mitolojide yerini alır. Tufanın, bir kavmi, bir milleti ya da tüm insanları cezalandırmak amacıyla Tanrı’nın gönderdiği bir felaket olduğuna inanılır. Bu felaket sonucunda su seviyesi yükselir ve sel meydana gelir. Bu tufan sırasında Avrupa Kıtası boyunca kitlesel hayvan göçlerinin yaşandığı bazı bilim adamları tarafından söylenir. Emin Mete Erdoğan da bu göçleri çalışmalarına konu edinmiştir. Follow the Water II adlı çalışmasında sanatçının çeşitli hayvanları su ile bir arada alüminyum plaka üzerine akrilik mürekkeple resmettiğini görmekteyiz. Öte taraftan bu çalışmada küresel ısınma ve evrenin yok oluşuna dair betimlemeler de yer alıyor. İnsanların yaşadığı yapıların alevler içinde olduğunu ve dumanların da evreni temsil eden küreye kadar ulaştığını görüyoruz. Aynı dış hatlara sahip başka bir çalışma da heykel formunda Follow The Water II’nun karşısında yer alıyor. İnsanların evrene yakarışını sanatçı, insanları avuç içleri yukarıyı gösterir ve başlarıyla yukarıya bakar şekilde gösteriyor.. Bu çalışmadaki figürlerin bazıları yere diz çökmüş, bazıları kollarını çapraz şekilde omuzlarına koymuş, bazıları da dua eder şekilde karşımıza çıkıyor. Bu çalışması ‘Beautiful Sadness’ serisinden. Yukarıda anlattığım figürler iki tabakalı çalışmanın birinci tabakasındaki yuvarlakta yer alıyor. İkinci tabakadaki yuvarlak bölgede ise dışta kalan figürler vücutları dışa dönük şekilde ve ellerini göğüslerinde birleştirmiş halde karşımıza çıkıyor. Merkezdeki figürlerin birkaçı ayakta dua eder, birkaçı da yere oturmuş ve kollarını çapraz şekilde başlarının üstüne yerleştirmiş şekilde karşımıza çıkıyor. Burada hem bir kabulleniş hem de reddediş var.

Follow the Water II,Tuval üzerine akrilik mürekkep I Acrylic ink on canvas ,100 x 145 cm, 2017

Emin Mete Erdoğan’in insanı merkeze alan çalışmalarından birini galerinin girişinde yer alan heykel formundaki dikey çalışmada görüyoruz. Burada zemindeki çemberde ortada büyük bir boşluk bırakacak şekilde kaplumbağa, zürafa, fil, inek ve penguen sürüleri birbirlerini takip ediyorlar. Erdoğan, bu büyük boşluktaki çembere de insan figürlerini yerleştiriyor. Bu çemberlerden üst üste 8 tane yer alıyor ve aralara sayıları gittikçe azalan insan figürleri yerleştirilmiş. Buradaysa insanın bir’e ve tek olana ulaşma isteğini görüyoruz. Buradaki figürlerde bir yandan içten gelen saf ve temiz duygular temsil edilirken, bunun yanı sıra insanın ben-merkeziyetçiliği de yine bu çalışmada karşımıza çıkıyor. Hayvanların zemine yerleştirilmesi ve birbirini takip etmesinden dolayı oluşan aynılıkta insan, kendisini yüceltiyor ve özel hissediyor. Bu çalışmada değinilen bir diğer konu da yok oluş. Sanatçı bunu insan sayılarını azaltarak yapıyor.

Daha önce bahsettiğim ‘Ambiyogenez’ ve ‘3.5 yıl’ sözcükleri sanatçının ‘Three and Half Years After the Ambiyogenesis’ serisinde karşımıza çıkıyor. Burada sanatçı Sümer tabletinin boyutlarını (50 cm. ile 100 cm. arasında değişiyor) emsal alarak, bu boyutta rölyefler yapıyor. Bu rölyeflerde hayvanların işlendiğini görüyoruz. İnsanın ben merkeziyetçiliğinin Emin Mete Erdoğan tarafından reddi en net bu seride ifade edilmiş. Her seride olduğu gibi burada da işler nefes almıyor. Yani burada rölyef tamamıyla hayvanlarla ve şekillerle kaplanmış. Farklı hayvan türleri bu seride de karşımıza çıkıyor. Three and Half Years After the Ambiyogenesis XIII adlı çalışmada farklı hayvan türleri ortada bulunan bir küreye doğru ilerliyorlar. Bu kürenin dış yüzeyi eşkenar üçgenlerle kaplanmış. Sergideki işlerin genelini incelediğimizde ve insanın kendini merkezde görmesinin reddine yönelik işlerin yapıldığını düşünürsek, tam ortada bulunan ve eşkenar üçgenlerle kaplı küre insanı temsil ediyor. Burada insan bedenen yer almasa da, onu temsil eden küre aracılığıyla kendini gösteriyor.

‘Three and Half Billion Years After the Abiyogenesis XIII, Polyester döküm akrilik rölyef,100x100cm.jpg

Sergideki en büyük iş ise yine girişte karşımıza çıkıyor. Follow the Water VI’te serginin bütününde gördüğümüz tüm hayvanlar ve farklı vücut hareketleriyle karşımıza çıkan tüm insan figürleri yer alıyor. Bunların yanı sıra işin üst bölgesinde uzay mekiğini andıran yine eşkenar üçgenlerle dış cephesi kaplanan ve bir makinanın katmanlarını anımsatan bir cisimle karşılaşıyoruz. Zemindeki hayvanlar insanlardan oluşan bir heykele tapar vaziyette dururken, bir yandan da flamingolar yukarıdaki cisme doğru uçuyor(?). Bu çalışmada insanın kendisini yüceltmesine yine tanıklık ediyoruz. Ama bu durumun ütopikliği de imkansız eylemlerle anlatılıyor.

‘Follow the Water VI’, Ø250 cm, 2018.jpg

Sergi bütünüyle incelendiğinde insanın bencilliğinin yani ben-merkezciliğinin geçmişten bugüne gelişimini görüyoruz. Galerinin girişinde daha çok hayvanlarla karşılaşırken, daha sonra insan figürleri sıklıkla karşımıza çıkıyor. İnsanın burada kendini evrendeki tek egemen varlık olarak gördüğünü ve diğer her şeyi reddettiğini anlıyoruz. Bu sergide ayrıca insanın bencilliğinin nelere sebep olabileceğini de görüyoruz; küresel ısınma ve bunun sonucunda doğanın yok oluşu gibi. Nuh Tufanı’ndaki her yeri suların kaplamasıyla oluşan yok oluş insanların gözünde hayvanların yok oluşuna, varoluş ise son zamanlarda artan insan popülasyonuna işaret ediyor.

Peki ya artan insan popülasyonu ile beraber nesli tükenen hayvanların sayısında da bir artış görülürse ve şehirlerin birer ‘beton şehir’ olmasıyla beraber doğadaki saf güzellik ve yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan oksijeni soluyamaz olursak, bu bencilliğimizden dolayı pişman olacak mıyız? Yoksa bildiğimizi okumaya devam mı edeceğiz?

Emin Mete Erdoğan’ın The Flood isimli sergisi 7 Nisan tarihine kadar x-ist’te görülebilir.

Kapak: Beautiful Sadness I,Polyester üzerine akrilik heykel I Acrylic on poliester, sculpture, 90 x 60, h.30 cm, 2018 kopya

About the author Didem Ermiş

Didem Ermiş 1992 yılında Ankara’da doğdu. Lisede sanat eğitimi aldı. Sonrasında Yeditepe Üniversitesi Sanat Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yazdığı sergiler ve sanatçılar üzerine metinlerini toparlayıp yayınlamaya başladı. Eğitim hayatına Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Yüksek Lisans programında devam etmektedir.

All posts by Didem Ermiş →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: