Kapat

YABANCILAŞMA ÜZERİNE: SEMBOLİK İRADE

Ozan Atalan

Reklamlar

Kalabalık bir sokakta, işinde gücünde biri birden durur. Hiçbir şey anlam ifade etmez o an. Tanıdık yüzler yabancıdır, kulağına çalınan şarkılar da öyle. Yanından geçen insanların konuştuğu ana dili bile. Anlamakta ama hissedememektedir. Boş, saçma, alelade bir uğraşın içinde bulur kendini. Oysa o güne kadarki bütün öğretilenler yaptıklarını desteklemiş ve mutluluğunu garantilemiştir hep.

Nedir o an yaşanan? O güzel işe alındığını öğrendiğinde bir tüy kadar hafif hissederken, birden elindeki iş çantasını taşınamaz ağırlıkta kaya parçalarıyla dolduran? Kendine ve etrafındakilere yabancılaşmak mı? Yoksa tam tersine, o zamana kadarki yabancılaşmasını ilk fark ediş anı mı? Albert Camus`nün yabancısı Meursault gerçekten kendine mi yabancıdır yoksa kendinde içkin isteklerin peşinden gittiği için topluma mı yabancı düşmüştür?

Yabancılaşma derin bir mutsuzluk uykusudur. James F. Masterson`ın tabiriyle gerçek kendiliğinden uzaklaşıp kaygılardan örülü bir sahte kendiliğin doyumsuz ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir yaşamdır. O kişi, belki de her şeyin zaman içinde otomatikleştiği, hatta kendi adına verilen kararları çoğu zaman sorgulamadan kabul ettiği bir döngüde yaşamıştır. Hatta farkındalığı yüksek iken bilerek ve isteyerek verdiği kararlar sonucunda başladığı bir sürecin yabancısına dönüşmüş bile olabilir, aynı otomatikleşme sonucu. Değişikliklere kapalı bünyesi başkalarının alkışlarının esiri olmuştur, derin mutsuzluğunu bile fark edemediği bir uyuşma halinde…

Farkında dahi olmadan algı yönetiminin bir parçası haline gelmiş olması da olası. Vücut ve arzu politikaları, gerçek kendisinin ve asıl isteklerinin bir simülasyonunu oluşturup nasıl görünmek istediğinden tutun da hangi mesleği seçeceğine kadar etkilemiş olabilir yaşamını. Cesurca kendisi olmayı teşvik etmeyen, `ben` olmayı ve kendi isteklerini takip etmeyi bencillik sanan; ancak ben olmadan biz olunamayacağının farkına varamayan bir toplumda olduğu için bu haldedir belki.

Sebebi ne olursa olsun, sonuç aynıdır. Korkuyla karışık bir umut vardır içinde. Hangisinin galip geleceğini kestiremediği bir savaşa sokmuştur onu kendine dahi söyleyemediği gerçek istekleri. Gerçekle yüzleşmek bazen acıtır, zor gelir sahte-güvenilir alanın dışına çıkmak. Ama uyku sona ermiştir artık.

Yabancılaşma ne yazık ki hayatımızın her alanında. Bunlardan biri de sanat. Görsel sanat algısının tek bir şehre ve bir kaç büyük ve ana akım etkinliğe sığdırılması, yani sanatta yaratılan bu zaman ve mekan sınırlandırılması, bizi sanatta gerçekten ne görmek istediğimiz, neyi sunmak istediğimiz ya da neyin koleksiyonunu yapacağımız konusunda da sınırlandırmıyor mu? Sanattaki kurumsal iradenin ve `otoritenin` beğenisini toplamış bir çalışmanın belki de kendimize hitap etmediğini kolay kolay dillendirememek aynı yabancılaşmanın sonucu değil midir?

Bu yüzden uyanık olmak gerek. Alışmamak gerek. Farkında olmadan yabancılaşmamak için. Yaşam enerjimizi doğru kullanabilmek ve hayatımızın başrolünde olmak, böylelikle başkalarının da kendi hayatlarının başrolünde olmasına fırsat vermek için.
___

Hayatın akıp gitmesi arabaların akıp gitmesinden daha farklı değil, sanmıyorum
Bu sarımtırak gri gökyüzü bu garip rengiyle ne demek istiyor, umurumda değil
Ne bu gökyüzünün altındaki şehre, ne de zihnimde var ettiğim yerlere
Ait değilim, yabancılıktan başka bir şeye
Rüzgarı görülür yapıyor ağaç dalları ve karşımdaki mavi beyaz kırmızı bayrak.
Bilmeseydim hiçbir şey;
Dans ediyorlar sanırdım penceremin ardından onları izleyerek.
Bacalar bulut üretiyor sanırdım
ve zehirli bir yılanın dişleri tam da öpülecek yeri
Bu yüzden olmalı alakasız yerlerde şiirler okumam, alakasız zamanlarda
Limonla sarıyı bağdaştıramıyorum belki,
Ama fahişelikle evliliği…meşrulaştırılmalarında
Gerçekle illüzyon arasında bir yerlerdir aslında ayak tabanlarımın dokunduğu soğuk sokak
Ne yok ne var gibi
Çünkü patronların beklediği resmi mektuplar yerine,
Doğada gezintiye çıkıyor ellerim her seferinde.

Şimdilerde
Var olmanın tadı damağımda
Başkasının deliliğinde yaşadığım bir normallikte
Tek bir taştan yapılmış kalelerin sembolik koruması altında
Gerçeği düşlüyorum.

Ozan Atalan, Syracuse, NY, 2016

About the author Ozan Atalan

Ozan Atalan 2007 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sanat eğitimine başladı. 2013 yılındaki mezuniyetinin ardından Fulbright bursunu almaya hak kazanarak ABD’de Syracuse University’de görsel sanatlar alanında yuksek lisans çalışmalarına başladı. Bu süreçte, disiplinler arası bir alana taşıdığı sanat deneyimini, katıldığı ulusal ve uluslar arası sergilerle genişletirken aynı zamanda Syracuse University’de öğretim üyeliği yaptı. 2016 yılında yüksek lisansını tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşerek akademik çalışmalarını ve sanat pratiğini burada sürdürmektedir.

All posts by Ozan Atalan →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: