Kapat

DOĞAYI ÖLDÜREN KİM?

Didem Ermiş

Reklamlar

Yazıma bir cümle ile başlamak istiyorum. Doğa için ‘İnsanlar onun kapsamındadır. Ve o da, bütün insanları kapsar. Doğa, insanlarla dostça oynar. Kendisinden bir şey elde edildikçe de en büyük mutluluğu duyar.’ denmiştir.

Doğa ve insan birbirleriyle ilişki içerisinde olan iki canlıdır. İnsanlar geçmişte ilk olarak doğada yaşamaya başlar, onunla içli dışlıdır, insan doğaya mahkumdur. Doğa da kendi başına var olabilmesine rağmen insana ihtiyaç duyar, doğanın sürekliliği insanın onu koruması, onun devamı için yeni filizlenmelere olanak sağlaması ile olur. Doğa da insana mahkumdur.

Doğa ve insan bir süreç içerisinde yaşayan ve süregelen bir yapıya sahiptir. İnsanın ilk hali olan embriyo anne karnında oluşur ve bu süreci doğum, yaşam ve ölüm izler. Doğada tıpkı insan gibi; tohum aracılığıyla yola çıkar, sulama onun filizlenmesini sağlar ve sonuçta bir meyve ortaya çıkar. Böylelikle doğa, kendi varlığı ve insan eliyle gelişimine devam eder. Doğayı iyi beslerseniz ölmez, ama onunla ilgilenmezseniz ve ona kötü davranırsanız ölür.

Doğa ve insanın bu birlikteliğini gören, buna ilgi duyan ve bu ilgiyi kendi içinde nasıl yorumlayabileceğini düşünen görsel alanda üretim yapan sanatçılar, 1960’lı yıllarda ortaya çıkmaya başlar ve Arte Povera akımına öncülük ederler. Bu sanatçılar malzeme olarak yaprak, taş, demir, toprak, ağaç gövdesi ve bunun gibi bir çok materyal kullanır ve kendilerini ifade ederler. Bu sanatçılardan biri de uzun zamandır gül dikenleri, yapraklar, ağaç dalları, hayvan postu ile çalışan genç sanatçı Ali İbrahim Öcal. Sanatorium’da yer alan ‘Ölü Doğa’ isimli sergisinde sanatçı, kendi habitatını bize yansıtıyor. Öcal, doğanın sürekliliğini, değişimini ve gelişimini, kendi sanat pratiğiyle yorumlayarak, bir galeri mekanında izleyiciyle buluşturuyor. 2014’de Merkür Galeri’de açılan ‘Cennet’ sergisiyle Öcal, doğanın yorumunu izleyiciyle sunmuştu. Sanatorium’daki sergisinde ise, yeni yorumlama biçimleri keşfettiğini izleyiciye gösteriyor.

Sanatçının sergide yer alan çalışmalarında, buluntu objelerin sanatta nasıl kullanılabileceğini görüyoruz. Dikkat çeken çalışmalardan bir tanesi özel bir odada gül dalının bronzdan dökülmüş hali. Gül dalı doğada kaybolabilen bir şey. sanatçı bu durumu eleştirmek için böyle bir çalışma ortaya çıkarıyor. Yani geçicilikte kalıcılık sağlamak istediği burada görebiliyoruz.

Gül Dalı, Bronz, 3+1AP edisyon, 91,5 x 3 x 3 cm,2017

Bir diğer önemli çalışma kurutulmuş manolya yapraklarının bir yüzeye dizilmesi ile oluşuyor. Buradaki ‘kurutulmuşluk’ doğanın ölümünü anlatıyor. Bu bezeme tekniğiyle yapılmış çalışmada, manolya ağacının büyüme sürecini ve sonunda ağaçtan dökülmesiyle gerçekleşen ölümünü izleyebiliyoruz.

Mayıs – Ağustos Manolya Skalası, Kurutulmuş manolya yaprakları, epoksi reçine, 2017 78 x 227 cm.

Ayrıca ‘Cennet’ sergisinde de görebildiğimiz, tahtanın zemin olarak kullanıldığı üzerine metal dikenlerin yerleştirildiği çalışma da dikkat çekici. Bu çalışmada İstanbul’daki ve Edirne’deki çeşitli apartmanların ve parkların bahçelerinden topladığı dikenleri malzeme olarak kullanmış. Burada süreç ve performans bir araya gelmiş. Bu çalışmada performans, beden ve dikenden oluşuyor. Bu sergide bir de video çalışması bulunuyor. Öcal bu videoda atın hareketini, postu üzerinden yansıtmış. Bu at, Veli Efendi Hipodromu’nda esaret altında yaşıyor. Esaret, aslında bir anlamda yaşarken ölmek demek. Ali İbrahim Öcal’ın Ölü Doğa ile ne anlatmak istediğini burada anlıyorum. Sergide dikkat çekici bir yerleştirme var. Öncelikle bir küreği göz önüne getirelim. Tahtadan bir sapı ve ağzı vardır değil mi? Lakin Ali İbrahim Öcal’ın sergide kullandığı küreğin sapı tahtadan değil, doğada var olan eğri dallardandır. Bunlar duvara yaslanmış halde sergilenmektedir ve küreğin doğayla etkileşimi bu çalışmada net olarak görülür.

Alüminyum ve epoksinin kullanıldığı frotaj tekniğiyle ortaya çıkan ağaç gövdelerinin izlerinden oluşan triptik, sergideki bir diğer çalışma. Buradaki ağaç gövdelerinin frotaj tekniğiyle izinin çıkarılması, tıpkı manolya ağacı yapraklarının bezeme tekniğiyle dizilmesi ve metal dikenlerin cımbızla yerleştirilmesi gibi.

Doğanın dinamikleri olan insanlar, hayvanlar ve bitkiler bir arada yaşar, birbirlerini besler ve güçlendirirler.Fakat bir diğer ynadan birbirlerine zarar verebilirler. Tıpkı köpeğin insanı ısırması, hayvanın postlarını ve derilerini kullanarak insanların çeşitli tüketim objelerini yapmaları, hayvanların bir kafese konması ve ağaçlardan yaprak elde edilmesi gibi. Bu süreçte doğa ölüyor ve ölen doğayı insanlarla buluşturmak sanatçılara düşüyor. Sanatçılar doğadan alıp galeri mekanına taşıdıkları buluntu nesnelerle, bir yandan kendilerini gerçekleştirirken bir yandan da izleyicinin doğayı nasıl gördüğünü düşünmesini sağlıyor. Ali İbrahim Öcal da bu anlamda doğada vakit geçiriyor. Kendi habitatında neler gerçekleştiğini, bu süreçte yaşadıklarını ve hissettiklerini izleyicilere anlatıyor.

Sergiden bir görünüm

İnsan ve doğanın etkileşiminde oluşan labirenti anlatan bu sergi, aynı zamanda bu labirentin çıkış noktasına doğru adımlar atmamızı sağlıyor. Yaprakların ve dikenlerin çokluğu ve bir atın esareti labirenti oluştururken, bunların galeride sergilenmesi bizi çeşitli sorularla baş başa bırakıyor. Tek başınayken anlamı olmayan nesneler ve objeler, bir araya geldiğinde anlam kazanır mı ? Doğal ortamından alınan şeylerin bir galeriye taşınması onların anlamını yüceltir mi, yok mu eder? Peki doğa tekrarlanabilir mi? Bu soruların tek bir cevabı olmamasına karşın, bizim tek başına bir birey olarak bulduğumuz cevaplar, labirentten çıkmamıza yardımcı olabilir. Ali İbrahim Öcal bu sergide kendi çıkış noktasını bulmaya çalışıyor. Sanatorium’daki sergi 27 Ocak 2018 tarihine kadar görülebilir.

i. Eroğlu, Ö. (2017). Doğa/ Die Natur/Özkan Eroğlu. http://izlekler.com/doga-die-naturozkan-eroglu/

About the author Didem Ermiş

Didem Ermiş 1992 yılında Ankara’da doğdu. Lisede sanat eğitimi aldı. Sonrasında Yeditepe Üniversitesi Sanat Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yazdığı sergiler ve sanatçılar üzerine metinlerini toparlayıp yayınlamaya başladı. Eğitim hayatına Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Yüksek Lisans programında devam etmektedir.

All posts by Didem Ermiş →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: