Kapat

MEATSPACE*

Ozan Atalan

Reklamlar

“İnsan olmakla zıtlık içinde bir filozof olmaya çalışma…bir düşünür gibi düşünme… yaşayan, gerçek bir varlık gibi düşün. Varoluşun içinde düşün.”

Ludwig Andreas Feuerbach


Sanal yazışmalarda kullanılan bir sözcük vardır: IRL, “In Real Life”, yani gerçek hayatta. Bu sözün anlamından ziyade ortaya çıkışının altında yatan kavramsal ihtiyaç, fiziksel gerçeklik deneyimine daha fazla önem vermemiz gerektiğine dair bu yazımı hazırlamamda belirleyici oldu. Çünkü artık sanal olmayan, elle tutulur hayatı, yani fiziksel ve biyolojik varlığımızı sürdürdüğümüz yaşamsal alanımızı sanal olandan dilsel olarak ayırma gereği duyuyor oluşumuz oldukça ilgi çekici.

Slavoj Zizek`in deyimiyle sanalın gerçekliği, VR (Virtual Reality/Sanal Gerçeklik) ve AR (Augmented Reality/Artırılmış Gerçeklik) araçları ile git gide günlük yaşam alanlarımıza müdahale ediyor ve bunun gerçeklik algımızda güçlü değişimler yapacağı kesin. Bizi ütopik bir geleceğe de götürebilir, distopik bir geleceğe de. Asıl odaklanmak istediğim ise sanalın gerçekliği ve bunun farklı disiplinlerdeki sonuçları değil, sanalın gerçekliğinin neredeyse diyalektik olarak yeniden var ettiği fiziksel gerçeklik ve deneyimin önemi.

Yaşamak önemlidir ve hiç bir şey deneyimlenmeden tam olarak anlaşılmaz. Bu yüzden yaşamadığımız şeylerin bilgisine sahip olabilir, onları farklı hayatlardan gözlemleyebiliriz; ancak bunun bir iletişim illüzyonu yarattığını düşünüyorum. Karşımızdakinin kendi yaşadıklarımızı yaşadığını ve aynı şeyleri hissettiğini varsayarak iletişim kuruyor ve böylece yalnız hissetmiyoruz. Belki de benzer deneyimler yaşamış insanların daha iyi ve uzun süreli ilişkiler kurmalarının nedeni de budur, bilmenin ötesinde aynı hislenime de sahip olmaları.

Deneyim, objektif gerçeklikteki uyaranların duyu organlarını aktif hale getirmesi ve daha sonra algı ve diğer psikolojik süreçlerin meydana gelmesiyle ortaya çıkar ve şekillenir. Bu uyaranları ve farklı iletişim türlerini tanımak ise ancak o deneyimin içinde olarak mümkündür. Belki de sahilde denizi izlemek ya da cinsellik gibi deneyimler, beş duyumuzu ve ötesini eş zamanlı olarak aktif hale getirdiği için yoğun ve etkileyicidir. Yaşayan, gerçek bir varlık gibi hissettiğimiz anlardır bunlar. VR gözlük ve eldivenlerle elde edemeyeceğimiz bir deneyim değil mi?

Kavramlar sezgiden ve sezgi deneyimden çıkar. Daha önce karşılaştığımız ya da karşılaşmadığımız şeylere karşı geliştirdiğimiz ilk tepki de duygusaldır. Her ne kadar ortak kavramsal hafızamızda olan şeyleri bildiğimizi düşünsek de, ki bence bu da bir bilme illüzyonudur, o şeyin duygulanımına sahip olmadan tam anlamıyla bilemeyiz. Bir yabancı dil öğrendiğinizi düşünün, o dili gerçekten bilmek, dilin yaşadığı ve deneyimlendiği toplumun içinde mümkün olabilir ancak. Aldığı beyin hasarından dolayı duygu yoksunluğu yaşayan hastalar üzerinde çalışmalar yapan nörolog Antonio R. Damasio, bu hastaların rasyonel süreçlere göre hareket edebilmelerine rağmen eylemlerinin sonuçlarını önceden göremediklerini ve olaylara karşı apati (duygu yitimi) geliştirdiklerini söyler. Bu da gösteriyor ki gerçekliği, tüm fiziksel ve psişik boyutlarıyla deneyimleyebilmek için bilmenin yanında hissetmek de gerekir.

Hava durumu raporlarından biliriz, bir gerçek sıcaklık vardır bir de hissedilen. İkincisi, sübjektif değişkenlerin devreye girmesiyle insan vücudunun algıladığı, hissettiği sıcaklıktır. Bence sadece bu ayrım bile hissetmenin, gerçeği kurumsallaşmış bilginin müdahalesi olmadan deneyimlemenin tek yolu olduğunu gösteriyor.

Sanatta da durum böyle. Bu yüzden gerçek deneyimden çıkan işler hep samimi ve etkileyici gelmiştir bana. Virginia Woolf`un dediği gibi, “başyapıtların başarısı, hatalarından arınmış olmalarından ziyade – aslında onlardaki en büyük hataları bile görmezden geliriz – kendi bakış açısına tamamen hakim olan bir zihnin muazzam inandırıcılığından ileri gelmektedir”. Bu inandırıcılıksa sanırım ancak deneyimle gelebilir ve iyi yapıtlara gücünü veren unsurlardan biri, herhangi bir yaşam deneyiminden yola çıkmış olmaları ve izleyiciye başlı başına bir deneyim sunuyor olmalarıdır.

Sanalın, gerçeklik algısında yarattığı kırılmayla fiziksel olandan, gerçek hisleniminden ve gerçek deneyimlerden uzaklaştığımızı ve bunun çağdaş bir varoluş anksiyetesi yarattığını düşünüyorum. Sanal algı ile her şey yeniden idealleşiyor ve steril hale geliyor. Düşünsel ve bilgi birikimi olarak ilerliyoruz, durumlar arasında kurduğumuz rasyonel bağlantılar artıyor ancak bunun uğruna vazgeçtiğimiz bir şey var: hislenim. Çünkü sanal ile uyarılan şey beynimiz, tüm duyu organlarımız değil.

Peki zaten her an yaptığımız şey olan yaşamanın önemini neden kanıtlarcasına anlatmaya çalışıyorum? Slavoj Zizek`in sanal gerçeklik yerine sanalın gerçekliği demeyi tercih etmesi tesadüf değildir. Sanal, her simülasyon gibi, gerçekliğin yerine geçmeyi talep eder. Yaşamsal alana müdahalesi öyle hızlı artmakta ki, varoluşumuzun zorunlu ve en temel eylemi olan yaşamayı bu şekilde açıklama, sanal üzerinden yeniden tanımlama ihtiyacını duydum. Bu yazdıklarım, her türlü akademik ve kurumsal uzmanlık gerektiren bilginin uzağında, sadece sanal gerçekliğin kendini iyiden iyiye göstermeye başladığı bir çağa tanıklık eden biri olarak kişisel gözlem ve deneyimime dayanıyor. Çünkü her türlü varoluş kaygısının üstesinden, gerçeklikle kurduğumuz bireysel bağın gücüyle gelinebileceğine olan inancım tam.

Sanal olana karşı, iyi sanat için ya da (ve en önemlisi) vizyonumuzu genişletmek için: gerçek deneyimlerle yaşamak önemlidir.

Bu kadar temel ve mucizevi bir şey olan yaşamayı, gerçek deneyimlerle, hissederek, gerektiğinde acı çekerek, her türlü hislenimiyle yerine getirmeyi öğütleyen bu şiirle son vermek istiyorum:

Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela,
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Yani o derecede, öylesine ki,
Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
Yahut kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
İnsanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Hem de en güzel en gerçek şeyin
Yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yani ağır bastığından.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
Yani, beyaz masadan,
Bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
Biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
Hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
Yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
En son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
Diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
Belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
Yaşımız da elliye yakın,
Daha da ön sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
İnsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
Yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Bu dünya soğuyacak,
Yıldızların arasında bir yıldız,
Hem de en ufacıklarından,
Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
Yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
Hatta bir buz yığını
Yahut ölü bir bulut gibi de değil,
Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
Duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“yaşadım” diyebilmen için…

Nazım Hikmet / Yaşamaya Dair

____________

*Siber alan dışında kalan fiziksel gerçeklikler dünyasını ifade etmek için kullanılan tabir.

Kapak görseli: Alican Dermanol

About the author Ozan Atalan

Ozan Atalan 2007 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sanat eğitimine başladı. 2013 yılındaki mezuniyetinin ardından Fulbright bursunu almaya hak kazanarak ABD’de Syracuse University’de görsel sanatlar alanında yuksek lisans çalışmalarına başladı. Bu süreçte, disiplinler arası bir alana taşıdığı sanat deneyimini, katıldığı ulusal ve uluslar arası sergilerle genişletirken aynı zamanda Syracuse University’de öğretim üyeliği yaptı. 2016 yılında yüksek lisansını tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşerek akademik çalışmalarını ve sanat pratiğini burada sürdürmektedir.

All posts by Ozan Atalan →

One Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: