Kapat

DOĞA, İÇ KAZILAR VE KATMANLAR

Melike Bayık

Reklamlar

Yaşanılan hayat içinde kendisini derinden etkileyen, içselleşmiş meselelerin, güncel toplum konuları ile de örtüşmesiyle genel üretimlerinin ana malzemesini oluşturan Merve Dündar oldukça dinamik ve çeşitli disiplinlerde eserler üreten, teknikler açısından da ilginç malzemelerle deneysel işler yaratan bir sanatçıdır. Dündar’ın yaşamının birçok zamanında kendisini etkileyen konuların çıkış noktaları (patlama evresi – üretim) ve gerek görsel gerekse sözsel açıdan bu konuların ne gibi bir dönüşümle eserlerine yansıdığı konusunda kendisi ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Melike Bayık: Öncelikle Merve Dündar kimdir? Ne yapar, neyle uğraşır?

Merve Dündar: “Fragmanlar, sınırlar, beden ve anlam” konulu yüksek lisans tezimi vererek Yeditepe Üniversite’sinden 2016 yılında mezun oldum. Şu anda Ortaköy’deki atölyemde plastik sanatlar alanında üretmeye ve keşfetmeye devam ediyorum.

M. B.: Eserlerinizde genel olarak teknik açıdan bir çok malzeme ve konu ile ilgileniyorsunuz. Malzeme çeşitliliğiniz ve konularınızdan söz eder misiniz?

M. D.: Haklısınız tek bir konuya veya tek bir malzemeye bağlılığım yok. Zaten genel olarak meraklıyım ve günümüzde bilgi akışı, değişim o kadar hızlı ki durmadan farklı konular ilgimi çekiyor. Ancak aslında hepsinin çıkış noktası aynı, hepsi kişisel, hepsi bir nevi içsel kazılar sonucunda oluşuyor. Konudan ziyade aslında genelde bir kavram oluşuyor ve daha sonra onunla birlikte malzemeler belirleniyor. Kullanılan malzemenin önemli belirleyicilerinden birinin de çalışılan mekan olduğunu düşünüyorum. Uzun süre ev atölyede çalıştım. Daha çok karakalem veya rapido ile kağıt üzerine işler üretiyordum. Bu dönemde “ I and the Me”, “Biri bizi gözetliyor” ve“Mahrem” serilerini ürettim. “I and the Me” serisindeki çalışmalarımı pleksilerin içine yerleştirmiştim. Bu çalışmalarda “bireysel ben” ile “sosyal ben” arasındaki sınırları, etkileşimleri sorgularken bakış, öteki üzerinden varoluş, bakmak, bakılmak/ görülmek (arzusu), gözetlenmek, gözetlemek gibi konular üzerinden mahremde kalmak ile diğerinin bakışı üzerinden varolmak arasında gidip gelen halleri resmekteydim. Yine aynı kavramlar çerçevesinde, çizgi yerine yazıyı kullanarak, “Nazar” serisini oluşturmuştum. Bu seriyi oluştururken Elif Şafak’ın “Mahrem” adlı kitabında geçen Nazar Sözlüğü’nden yola çıkmıştım. “Bir ihtimal daha mı var” adlı serimde ise alışveriş fişlerini ve asetatı kullandım. Günümüz yaşam mekanlarının ve yaşam biçiminin ürettiği kargaşa, rekabet, hız, gerilim ve huzursuzluğu ifade etmeye çalışırken kullandığım malzemeler, tüketim ve şeffaflaşma tutkumuzun bir şekilde göstergeleriydi.

M. B.: Diğer serilerinizden sonra, yeni eserleriniz tuval üzerine yağlıboya. Bunların ortaya çıkış hikayesi nedir? Ayrıca neden yağlıboya?

M. D.: Geçen sene ağustos ayında Karadeniz’e trekkinge gitmiştik. Her zaman çok sevdiğim bu yolculuğu en son 5 – 6 sene önce yapabilmiştim ve özlemle bu seyahati bekliyordum; bir hafta boyunca hiç araba kullanmadan yaylalarda konaklamak ve sadece yürüyüşler yapmak… Ayrıca uzun süredir yağlıboya ile çalışmıyordum ve yeniden bu malzemeyle çalışma ihtiyacı duyuyordum. Seyahat dönüşünde Karadeniz’de herşeyden ve gündemden uzak sadece doğada geçen bir dönemin getirdiği duygular şehre ve ülkeye hakim olan ruh hali ile birleşince bu işler ortaya çıktı. Bunlar bir yandan doğa, manzara resimleri ancak aynı zamanda sürreal ve tekinsiz bir güzellik içindeler.

M. B.: Doğadan, gördüklerinizden yola çıkıp yağlı boya tuvallerinizde gördüğümüz taşları resmederken bir yandan da başka bir malzeme deneyip kağıt hamurundan taşlar yapıyorsunuz. Bu iki malzeme sizce nasıl yanyana geliyor?

M. D.: Tuval yetmedi ve farklı bir ifade şeklinin ihtiyacını duydum. Kolay erişilebilinir ve doğal bir malzeme arayışımın sonusunda kağıt hamurunda karar kıldım. Taşın kendisi ağır, halbuki kağıt hamurundan yaptığınız zaman görünürde çok ağır olan bir şey, ele alındığında birdenbire çok hafifliyor. Ben bu resimleri yaparken aslında görünen renkli güzel manzaralar veya renkli taşlar olmasına rağmen şehre hakim olan ruh halini de yaşıyordum; hafif ve ağır duygular bir aradaydı; aynı kağıt hamurundan taşlar gibi.

M. B.: Yağlı boya ve kağıt hamurundan taşlar yanında diğer tarafta aynı anda çalıştığınız tuval üstüne katman katman kesilip yapıştırılmış bir nevi kolaj tuvalleriniz var. Bu eserlerinizin kavramsal ve formsal yapısından bahsedebilir misiniz?

M. D.: Bir şeyleri görsel olarak ifade ederken bir yandan da kelimelere dökmek istiyorum. Aslında cümleler, yargılar değil, kelimeler biriktiriyorum. 8 – 10 sene önce yine bu kelimelerle (kavramlar) ilgili kaygılarımdan yola çıkarak felsefe seminerlerine gitmeye başlamıştım. Çocukluğumdan beri günlük tutuyorum. Kelimeler benim için vazgeçilmez sanırım. Son çalışmamda ise 1 – 1,5 senedir çokça duyduğum kelimeleri biriktiriyorum. Bunları belli bir yazı formatında kağıtlara basıp, kelimeleri tek tek kesip, tuval üzerinde düzenliyorum. Bu iş biraz zamansız sanırım; ne zaman biteceğini bilmiyorum; her yeni kelimeyle yeni bir katman ekleniyor. Dolayısıyla bu üç boyutlu işe bir de zaman boyutu eklenmiş oluyor.

M. B.: Aynı anda çok farklı disiplinlerde eserler üretiyorsunuz. Bir yanda fırça ile yapılmış pentürler, diğer yandan ise üst üste gelmiş kelimeler var. Aynı anda iki farklı teknikte, başka bakış açılarıyla eserler üretilmiş bu eserleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu ikisi arasında nasıl bir dil birliği var?

M. D.: Hepsi farklı şekilde üretilmiş olsa da en önemli ortak özelliklerinin tekrarlar olduğunu düşünüyorum. Hepsinde parçaların tekrarı, bütünü oluşturuyor. Aynı şeyi; hem görsel olarak ifade etme ihtiyacı, hem de kelimelerden oluşturma ihtiyacı… Kelimelerin ve görsel imajların tekrarı… Kelimeler birikiyor (gördüklerimiz gibi duyduklarımız da birikiyor) ve bir yerlerde kendini göstermek istiyor. Düşünürken de kelime geliyor aklıma ve her şey onun etrafından türüyor.

M. B.: Bir sanatçının tek bir malzemeye bağlı kalmayıp deneysel malzeme arayışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

M. D.: Başkalarıyla ilgili bir şey söyleyemeyeceğim ama ben denemeyi seviyorum. Bu şekilde sınırlarımı – konfor alanımı – aşmaya çalışıyorum. Her yeni malzemenin kullanımı ve sınırlarının keşfi benim için çok keyifli ve heyecan verici bir süreç. Tabii, bu benim için geçerli, belki buna maymun iştah da denebilir; kimileri içinde tercih aynı malzemeyle veya konuyla çalışmak ve daha derine dalmak olabilir. Bu konuda tek bir doğrunun olduğunu düşünmüyorum.

M. B.: Son olarak eserlerinizi yaparken ne gibi kaynaklardan besleniyorsunuz?

M. D.: Sanırım ilk kaynağım kişisel, içsel kazı ve çevremde olup biten, beni etkileyen her şey. Daha sonra takılıp kaldığım konu ve kavramla ilgili okuduğum kitaplar, sohbetler ve tabii yürüyüşler. Şehir içinde ve doğada yaptığım yürüyüşler her anlamda beni besliyor. Yürüyüş, bir şekilde kişisel kazının aracısı konumuna dönüşüyor.

M. B.: Keyifli bir röportaj oldu, çok teşekkürler!

About the author Melike Bayık

İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 1991 yılında Antalya’da doğdu. Yirmiden fazla sergide küratör ve sanat tarihçisi Marcus Graf’ın küratör asistanlığını yaptı. “Pardon, Kaçıncı Kat?”, “Olmadı Kaçarız” ve “Melior Mundus / Ne İyi Dünya” sergilerinin eş küratörlüğünü yaptı. 2013 yılında Yeditepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Yönetimi Yüksek Lisans Programına girdi. Hala Yeditepe Üniversitesi’nde tez öğrencisi olarak eğitimini sürdürmekte ve Marcus Graf’la asistan küratör olarak çalışmalarına devam etmektedir. Aynı zamanda 2015 Aralık ayı itibariyle artmaslak.com adlı sitenin sanat editörlüğünü de yapmaktadır.

All posts by Melike Bayık →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: