Kapat

Metin ve İmge Arasında Bir Denge Arayışı: “Çiftdüşün – Çiftgörü”

Zeynep Yazıcı

Reklamlar

Pera Müzesi, Alistair Hicks küratörlüğünde gerçekleşen “Çiftdüşün – Çiftgörü” adlı karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Serginin kavramsal çerçevesinin kilit noktasında yer alan çiftdüşün terimini George Orwell, 1948’de yayımlanan “1984” adlı kitabında devletin bireylerin zihinleri üstünde nasıl bir hakimiyet sağladığını anlatmak için kullandı. Çiftdüşün, birbiriyle çelişen iki düşünceyi birden zihinde barındırma ve bu iki düşünceye de inanabilme yetisidir. Serginin çıkış noktası olan, Pavel Pepperstein’ın, “siz muhtemelen çiftdüşünü olumsuz bir kavram olarak görüyorsunuz. Rusya’da bize göre yalnızca bir başlangıçtır” sözleri, devlet tarafından sanatçı olarak kabul edilmediklerinden, çalışmalarında alternatif bir iletişim şekli olan metinlere yer vermeye başlayan Moskova Ekolüne işaret ediyor. Farklı medyumları kullanarak çalışmalar üreten 34 sanatçının işlerinin yer aldığı Çiftdüşün -Çiftgörü sergisi de, sanatçıların imge ve metin, kavram ve form arasında bir denge bulmasını ele alırken, çoğulcu düşünmenin de izini sürüyor.

Sergi mekanına girdiğiniz anda, Keith Tyson’ın, çalışma yönteminin özünü oluşturan duvar resimlerinden meydana getirdiği “Stüdyo Duvarı Resimleri” adlı çalışması bizi karşılıyor. Piramit formuyla hayatın tesadüfi istikametini yansıtan çalışma, geçmiş ve geleceğin barındırdığı farklı olasılıkları izleyiciye sunar. Sıfırdan yeni bir düşünce oluşturma çabamızda bile, önceki düşünce temellerimizden kopamama durumu sadece piramit formundan değil, çizimler arasında bağlantı kurmanın mümkün olmasından da anlaşılır. Bu çalışmanın hemen yan duvarında yer alan, Pavel Pepperstein’ın “Double Thin King” adlı büyük ölçekli çalışması görsel açıdan izleyiciyi sergiye davet ederken,kavramsal açıdan da Pepperstein’ın serginin çıkış noktasını oluşturan çiftdüşün kavramına da yaptığı ufak bir kelime oyunuyla yaratıcı bir şekilde referans verir.

Ancak çiftdüşün ve çokludüşünmenin gelişmesi sadece Pepperstein gibi Moskova Ekolü mensupları arasında değil, Kültür Devrimi’nin olumsuz etkilerini yaşayan Çin’de de vuku buldu. İşte tam bu noktada, Pepperstein’ın çalışmasının yer aldığı duvarın tam karşısında, ayrı bir bölme içinde yer alan Yangjiang Group’un tuval üstüne kaligrafi çalışmaları yer alıyor. Yingjiang Grubu, mürekkebi özgürce kullanmaları sonucu oluşan dağılan kaligrafilerle metnin kutsallığına sıra dışı bir şekilde meydan okumuştur. Çalışmalar, düşünceler arasında sadece tek bir iletişim çizgisi olmayacağını öneren bir okuma sunarken, grubun metin ve imge arasındaki dengeyi keşfedişinin temsili oluyorlar.

Sergi salonunda ilerledikçe Mónica de Miranda’nın iki farklı orman fotoğrafı baskısının üstüne altın renkli ipliklerle yaptığı işlemeden oluşan diptik çalışması “Tuzak Hattı” karşımıza çıkıyor. Sanatçı, çizgisel düşünceye atfedilen maskülen yapıya karşı bir tutum sergilerken geleneksel bir kadın zanaatı olan dikişe yer verir. Keskin harflerle işlediği “feel nothing” ve “know nothing” cümleleriyle beraber doğanın dış hattının narin işlemelerini bir arada bulundurarak dünyanın gerçekliğini ve hayalleri birleştirir; iki karşıtlık olarak ele almaz.

De Miranda’nın çalışmasının yan tarafında yer alan, siyaha boyanmış ayrı bir bölümde Hera Büyüktaşçıyan’ın daha önce 56. Venedik Bienali’nde gösterilen kinetik yerleştirmesi “Kayıp Cennetten Mektuplar” bulunuyor. Hareket eden Ermenice harflerin bulunduğu çalışmada sanatçının Ermeniceyi kurtarmaya yardım etme arzusu üzerinden şekilleniyor. Siyaha boyanmış duvarlar, eserin etkisini kuvvetlendirirken, Büyüktaşçıyan, yerleştirmesinde kullandığı sesle unutturulmak istenmeyeni kafamıza kazıyor.

Serginin diğer katında yer alan, Ciprian Mureşan’ın “Ölü Ağırlıklar” adlı çalışmasında ahşap bir panel üzerinde yer alan gravürler üstüne yığılmış sanat tarihi kitaplarının altında gizli kalmıştır. Mureşan bu çalışmasıyla yaratma eyleminin üretimlerin yaratma eylemi üzerinde bir yük oluşturup oluşturmadığı sorusunu gündeme getirir.

Gavin Turk’ün sergide yer alan üç çalışmasından biri olan “Ben” ile izleyicilerin dikkatlerini yukarı doğru çeker. Göz hizasından daha yüksek bir seviyede sergilenen kırmızı neonla yazılmış “ego” kelimesinden oluşan çalışma, pratiğinde ağırlıklı olarak temaları kendi hayatına mal etme arayışında bulunmuş Turk’ün keni egosunu keşfedişini yüksek sesli ama çok dikkat çekici olmayan bir şekilde varlığını sürdürür. Öyle ki kırmızı ışık saçan çalışma, oldukça küçük boyutlardadır. Türk’ün bu çalışması, sergide yer alan üç neon çalışmadan biridir. Diğer ikisi; Tracey Emin’in “Burası Başka Bir Yer” ve Aslı Çavuşoğlu’nun “Devrimden Birkaç Saat Sonra” adlı çalışmaları da karşılıklı bir şekilde konumlandırılarak izleyiciyi karşılar. Tracey Emin’in, başka bir yerden bahseden ama bizi oraya götürmeyen çalışması da metin ve imge arasındaki dengesizlikten doğar. Çalışmalarında kırılganlığı bir silah olarak kullanan Emin’in bu çalışması, maskülenliğe atfedilen tekçi düşünceyi tersine çeviren bir okuma sunuyor.

“Başka Bir Yer”in karşısında yer alan Çavuşoğlu’nun çalışmasıysa protesto amacıyla yazılmış “devrim” kelimesinin, karşıt görüşlüler tarafından okunmaz hale getirmek amacıyla üstünü çizdiği gerçek bir sokak yazısının aynısının neon kullanımıyla yeniden üretilmesinden oluşuyor. Çavuşoğlu’nun çalışmasında da Tracey Emin’in “Burası Başka Bir Yer”indeki gibi metne bütünüyle inanmaya karşı bir direniş okunur. Bu karşılıklı yer alan iki çalışma da izleyicileri, odanın sonunda, Ali Kazma’nın “House of Letters” adlı iki kanallı video işinin yer aldığı odaya yönlendiriyor. Çalışmasında, yazar Alberto Manguel’in, kütüphanesinin hikayesini anlatmasını filmleştiren sanatçı, Walter Benjamin’den alıntıladığı “bilgi, düşen yıldırımların ışıltılarıyla gelir. Metin, bunu takip eden bir gök gürlemesidir.” sözleriyle metin ve imge arasındaki dengeyi tarif eder. Ekranın ikiye bölünmesiyle sunulan görüntüler, çizgisel olmayan bir hikaye anlatımı örneğini oluşturur.

Sergide çalışmaları yer alan diğer sanatçılar ise: Yuri Albert, Nikita Aleexev, Kader Attia, Sarnath Banerjee,Erik Bulatov, Olga Chernysheva, Marilá Dardot, Marcel Dzama, Merike Estna, Claire Fontaine, Sandra Gamarra, Duan Jianyu, William Kentridge, Waqas Khan, Anselm Kiefer, Galim Madanov, Marko Mäetamm, Arkadiy Nasonov, Bruce Nauman, Raymond Pettibon, RAQS Media Collective, Thomas Ruff, Nedko Solakov, Erdem Taşdelen ve Zauresh Terekbay.

Son olarak, Pera Müzesi, Alistair Hicks küratörlüğünde gerçekleşen “Çifdüşün – Çiftgörü” Türkiye’den ve dünyadan birçok sanatçının çalışmalarını bir araya getirerek, derinlikli ve çok yönlü bir okuma sunuyor. Sağlam bir kavramsal çerçeveye oturtulmuş sergide yer alan çalışmalar, serginin düşünselliğini iyi bir şekilde ifadece edecek şekilde seçilmiş. Çalışmaların dengeli bir şekilde sergi alanında konumlanırken, derinlikli ve başarılı bir küratöryel pratiğe tanıklık etmiş oluyoruz. “Çiftdüşün Çftgörü” sergisi, 6 Ağustos tarihine kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: