Kapat

Sahibinden Bir Kent

Işıl Aydemir

Reklamlar

Kent ve mimari üzerinden toplumsal algıya ve yaşantımıza odaklanan Sercan Apaydın’ın Versus Art Project’te 13 Nisan’da başlayıp 20 Mayıs 2017’de sona eren ‘Sahibinden’ sergisi tarih boyunca yeni yerler keşfeden, yeni yaşam alanları kuran insanların inşa ettiği kentlerin, ideolojilerin etkisi ile yaşamlarımızı nasıl etkilediğini, sınırların yaşamımızı nasıl çevrelediğine, kent belleğinin dönüşmesi ve bölünmesine odaklanıyor. İnşa ettiğimiz kentlerle kendi hayatlarımızı yön verdiğimizi düşünürken, Apaydın’ın tuvalleri bize sisteme ait olduğumuzu hatırlatıyor.

Bireyleri kolektif bir yapıda bir arada tutan, düzeni denetleyen sistem, yaşamımızın bir parçası.. Bu sistem, yüzyıllardır bize bireyselliğimizi unutturarak toplumun bizden beklentilerini karşıladığımız bir yaşam biçimidir. Mekanlar, şehirler veya yapmaktan zevk aldığımız birçok aktivite kurgulanmış olmasına rağmen, kimliğimizi unuturuz ve düzene uyum sağlarız.

Black Hole, 2015-2016, Tuval Üzerine Yağlıboya & Asamblaj Oil & Assemblage on Canvas 187,5 x 127,5 cm
Hole Series l-ll- lll-lV, 2016, Tuval Üzerine Akrilik Acrylic on Canvas 45 x 55 cm
Distortion Series ll-lll, IV, 2017, Jüt Üzerine Akrilik Acrylic on Jute 45 x 55 cm / 45 x 50 cm / 45 X 55 cm
İsimsiz, Untitled, 2017, Tuval Üzerine Akrilik Acrylic on Canvas 47 x 53 cm

Kimliği evrilen bir kent, bireylerin o günün koşullarına adapte olmasını sağlar ve sistemin ihtiyacı olan yeni bir toplumsal kimlikle şekillenmemizi ön görür. Toplumsal kimliklerimiz hem farklı toplumsal gruplarda mekânsal olarak ayrışır hem de kentin geri kalanı ile aynılaşır.

Serginin ismi ‘Sahibinden’ bize güçlü bir çağrışım hissettiriyor. Apaydın’ın tuvallerinde hissedilen alınıp satılan, dönüşen, dönüştükçe hafızalardan silinen kent ve tarih kavramını, sınıf ayrımlarını, mekanlar üzerinden resmediyor. Kamu alanlarının özel alanlara entegre olması ile insanlar sınıflandırılıyor. Mekanlar, insanları bölüyor ve yabancılaştırıyor. Mesafeli bir tutum içerisine girdiğimiz binalar; spor alanları (arenalar), kültür kurumları, alışveriş merkezleri insanları ayrıştırıyor. Belli bir alana ait hissederken başka bir alana yabancılaşıyoruz. Sıkıştırılmış, birbiri ile yan yana ama uyumsuz binalar hayatımıza yön verirken, bir yandan da sınıf ayrımı da unutturmadan ait olmadığımız alanları hatırlatıyor.

Thing, 2017, Tuval Üzerine Akrilik Acrylic on Canvas 180 x 130 cm

Görüntü ile ilgilenen Apaydın’ın söylemi ‘’hacimsiz kütleler’’ ile tek tipleşen mimarilerin çıplaklığını ortaya koyuyor ve bulunduğu yere ait olmayan binaların rahatsız ve tedirgin edici pozisyonları, yaşamlarımızın da bu görüntünün bir aynası olduğunu gösteriyor.

Tuvallerinde boya dışında, inşaat çuvalı veya metal çubuklar kullanan sanatçı, binaların yapaylığını ve şekilsizliğini işaret ediyor. Bazı tablolarında yer alan simetri(siz) çizgiler ve diğer bir yaklaşımı olan soyut arayışlar ile eserlerdeki inşaların yüzey kaybını öne çıkarıyor. Farklı yaklaşımlarla yapılan çalışmalar uyum açısından serginin söyleminde hissedilen bütünleşemeyen, birliği olmayan yapıların birliği ile tamamlanıyor.

Surface of Heaviness, 2016, Tuval Üzerine Akrilik Acrylic on Canvas 180 x 130 cm

Sergide, spor mekanlarına ve kültür mekanlarına gönderme yapıldığınızı görüyoruz. Arenalaşmanın veya kültür mekanlarının çok uluslu şirketlerin isimlerini aldığı ve değişen güç ilişkileri sonucunda, mekanlarında anılma biçimi değişiyor. Günümüzde insanları bir arada tutan spor mekanlarına – stadyumlara bakıldığında, Roma İmparatorluğu zamanında inşa edilen Arena akla geliyor. Tüm bu oluşumlar aynı amaca hizmet eder. Bu alanlar, toplumsal bilinci gruplaşma üzerinden yeniden inşa ederken, insanları da bir süreliğine de olsa eğlenmelerine hizmet ederek yapay bir birliktelik oluşturur belki de düşünmekten, sorgulamaktan uzaklaştırır.

Surface Marks, 2017, Tuval Üzerine Akrilik Acrylic on Canvas 180 x 130 cm

Sokakların, köprülerin isimlerinin değişmesi, yeni ideolojilerin eskilerinin yerine gelmesi, algımızı yönetmesi ile mimari güçlü bir araçtır. Doğaya ait olmayan, tek düze inşa ettiğimiz yapay kentler, hayatımıza yön verirken, belleğimizi de her seferinde yeniden inşa ediyor ve bizi sisteme adapte ediyor.

Apaydın’ın figür barındırmayan tuvalleri, insanın pasifliğini net bir biçimde ortaya koyuyor. Kent ve mimari üzerinden ele alınan düzende, uluslararası şirketlerin, sermayenin kontrolünde planlanan mekanlarda varlığımıza dair bir kanıt bulunmayan resimlerde bizim bu binalara olan ihtiyacımıza karşılık, onlar -insansız- kendi varlığını sürdürüyor.

İsimsiz, Untitled, 2016, Tuval Üzerine Akrilik & Asamblaj Assemblage Acrylic on Canvas 85 x 70 cm
Massless Massive, 2016, Tuval Üzerine Akrilik Acrylic on Canvas 200 x 155 cm
Distortion Series, 2017, Jüt Üzerine Akrilik Acrylic on Jute 45 x 50 cm

About the author Işıl Aydemir

Işıl Aydemir, 1987 yılında İstanbul'da doğdu ve İstanbul'da yaşamaya devam etmektedir. 2010 yılında Işık Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdikten sonra, eğitim hayatına 2013 yılında başladığı, Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi programına devam etmektedir. Şu anda 'Çağdaş Türk Sanatçılarının Global Sanat Piyasasındaki Konumu' üzerine tez yazmaktadır. 2015 yılından itibaren Marcus Graf’'ın asistanlığını yapmaktadır.

All posts by Işıl Aydemir →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: