Kapat

DÜŞLERİN ÇIRILÇIPLAKLIĞI

Didem Ermiş

Reklamlar

Günlük yaşamımızın %3’ü uykuda geçer. Rüyalar ise uykunun küçük bir kısmında yer alır, buna rağmen insanlar üzerinde uyandırdığı sosyal ve psikolojik etkiler kayda değer derecede fazladır. Carl Sagan’ın ‘Cennetin Ejderleri’ kitabında belirttiği üzere; beyin bilinçdışı şekilde günün deneyimleri üzerinde çalışır, yani tampon belleğe kaydedilmiş gündelik deneyimlerden hangilerinin kalıcı belleğe aktarılacağına karar verir. Rüyalar bu seçme ve yerleştirme işlemi yapılırken, bazı kayıtların bellekten taşmasıdır. Bu işlevin sosyal içerimleri konusunda araştırma yapan Amerikan psikiyatr Ernest Hartmann, gün içinde özellikle de önceden deneyimlemedikleri entelektüel işlevlerle uğraşan insanların geceleyin daha çok uykuya ihtiyacı olduğu hususunda inandırıcı kanıtlar sunmuştur. Görüldüğü üzere rüyalar hem bellek oluşturmada, hem de yaratıcılıkta önemli bir etkiye sahiptir. Yaptığım araştırmalara göre Salvador Dali gördüğü rüyalardan etkilenen ve rüyalarını sanat pratiğinde kullanan bir sanatçıdır.

İranlı sanatçı Shirin Neshat’ın yaratıcılığının gördüğü rüyalardan etkilendiği, son sergisiyle gün yüzüne çıktı. Sanatçının Düş Görenler adlı sergisi 25 Şubat- 26 Mart arasında Dirimart Dolapdere’de izleyiciyle buluştu. Sergide 2 video çalışması ve videolardaki figürlerin portreleri fotoğraf şeklinde sergilendi.

Shirin Neshat’ın kadın, kimlik ve Müslüman ülkelerde politika ve kişilik ile siyaset arasındaki ilişki konularını içeren çok sayıda video, film ve fotoğraf çalışması bulunmaktadır.  Sanatçı ‘Erkeksiz Kadınlar’ adlı filmi ile Venedik Film Festivali’nde Gümüş Aslan ödülüne layık görülmüştür. Bu film aktivist, hayat kadını ve anne olmaya özenen 4 kadın karakterin psikolojik durumunu sürreel unsurlar ile izleyicilere sunuyor. İslam devriminin İran’lı kadınları baştan aşağı değiştirdiğine ve başkalaştırdığına değiniyor. Onlar siyasi başkalaşımın bir temsili haline gelmişlerdir. ‘Görünümler & Aynalar’ isimli çalışması boş bir plajın tepesinde dolaşan bir gölgeyi takip etme girişimi ve sonunda terk edilmiş bir ev ile karşılaşan genç kadının rahatsız edici bir sürprizle karşılaşması ile ilgilidir. Sonunda terk edilmiş bir ev ile karşılaşan genç kadının rahatsız edici bir sürpriz ile karşılaşması filmde konu edilir. Sanatçının çalışmaları işlediği konular nedeniyle İran’da sansüre uğramıştır. Bu nedenle Amerika’da yaşamaya ve üretmeye çalışan sanatçı anavatanına karşı bir özlem duymaktadır. Yakın zamanda ise Larry Barns ile çalışmaya başlayan sanatçı aralarında yaşlıların, makinistlerin, gezginlerin, öğretmenlerin, büyükannelerin, ev hanımlarının da bulunduğu düşük gelirli Mısırlı işçilerinin fotoğraflarını çekmiştir. Sanatçının film veya video yapmasının nedenleri arasında kendisinin belirttiği üzere resimde veya fotoğrafta vermek istediği mesajı yansıtamaması, sanatının toplumdaki herkes tarafından anlaşılmasını istemesi, farklı bir izleyici kitlesi yaratmak istemesi sayılabilir.

Shirin Neshat ‘Düş Görenler’ adlı sergisinin üretim sürecinde kendi rüyalarından etkilenmiştir. Sanatçı, düşlerin uyku süresince en verimli zaman olduğunu ve düşlerimizde korkularımızın ve umutlarımızın tüm çıplaklığıyla karşımıza çıktığını belirtir. Sergideki videolardan birinin baş kahramanı ‘Roja’, diğerinin ise ‘Sarah’. Roja’ da anne figürüyle karşılaşıyoruz. Anne figürünün Roja’yı bir nehre itmesi yani onu yok sayması, sanatçının kendisini sürgünde hissetmesinin bir göstergesi. Sürgündeyken hissettiği üzüntü ve serzeniş Roja’da bedene geliyor. Sarah’ da ise yıkıntı, ölüm ve savaş işleniyor. Bu iki video galerinin karşılıklı iki duvarına yerleştirilmiş. Dolayısıyla ‘iki aradalık’ söz konusu. Sanatçı geçmişin tek bir olgudan değil, birçok olgunun bir araya gelmesinden oluştuğunu bize bu yerleştirme biçimiyle aktarmak istemiş. İzleyiciler bir duvarda ‘Sarah’ videosunu izledikten sonra, ‘Roja’ videosunu seyrediyor. İkisi birbirini takip eden, biri bittikten sonra ikincisi başlayan videolar. Videoların her ikisinde de bir gizem var, bir adım sonra ne olacağı -deyim yerindeyse filmin sonu- tahmin edilemiyor. Bunun sonucunda oluşan belirsizlik, meydana gelebilecek olan kayma ve sapmalar Roja ve Sarah’da kırılganlığın ve kendine güvensizliğin oluşmasına sebebiyet veriyor. Neshat çalışmalarında kimliğin derinliklerine inerek, karakterlerin özünü ortaya çıkardığını belirtiyor. Sanatçı Batı kültürünü eleştiriyor, ilk defa Amerika’yı ve ırkçılığı bu sergideki çalışmalarında kendi bakış açısıyla yansıtıyor. Örneğin videolarda yer alan şarkıcı, Amerika’nın ırkçılığının bir temsili. Değinilen konulardan bir diğeri de Amerika’nın önceleri refahın, güvenin ve barışın merkeziyken şimdi bunların yavaş da olsa yok olmaya başlamasının yarattığı tehdit. Sergideki çalışmalarda sanatçının ve küratörün belirttiği gibi düşlerin ötesi işleniyor. Bu çalışmalar bilinçdışımıza sesleniyor.

Sergideki videolar ve fotoğraflar siyah beyaz. Sanatçı bu şekilde çalışmalar üreterek rengin yaşatmadığını yaşatmayı, siyah beyazın gücünü göstermeyi hedefliyor. Daha hisli, daha duygusal bir ortamı, kırılması gereken engelleri, korktuğumuz şeyleri ya da durumları ve belirsizliği siyah beyazın manipülatif özelliğini kullanarak yapıyor. Bir yandan da sergilenen iki video arasında denge kurmayı amaçlıyor.

İran’lı sanatçı Shirin Neshat yaşamını Amerika’da geçirmektedir. İran’da kadınların ve dahi sanatçıların tacize, tutuklanmaya, işkenceye, sansüre ve hatta idama maruz kaldığına söylemlerinde sık sık yer verir. Sanatçı Amerika’da İran’lı bir göçmen olarak yaşamanın zorluğuna da değiniyor. Gerek Amerika’da yaşayan halkın, gerekse ülke yönetiminden sorumlu yetkili kişilerin sosyal bilince sahip olmadığını, bu durumun göçmenlerin canını yaktığını söylüyor. İran’lı bir sanatçı olarak hem Batı’yı sorgularken, hem de kendi hükümetine karşı mücadele veriyor. Bunu da sanatına yansıtarak kendi tavrını ortaya koyuyor.

Sergi alanındaki siyah beyaz videoları seyrederken bazen kendi düşlerimden parçalar görür gibi hissettim. Nedeni de Ankara’da doğmam ve hayatımın 8-9 yıllık bir kısmında orada yaşamam. ‘Memleket’ özlemini ben de kendi içimde sergiyi deneyimlediğim süre boyunca hissettim. İstanbul’a taşındığım ilk zamanlarda başka şehre göç etme, orada yeni bir hayat kurma ve bu yeni ortama alışma evreleri ‘güvenlik’ olgusunu sorgulamamı beraberinde getirmişti. Tıpkı Roja’da ve Sarah’da olduğu gibi. Peki ya son olarak güveniyor muyuz- kendimize, çevremize? Korkuyor muyuz yoksa yok olmaktan? Geçmişimiz, peşimizi bırakmayan anılarımız mı bizde endişe yaratıyor, ya da geleceğimiz mi? İşte tüm bunlar rüyalarımızda vücut buluyor. Bu bedenler Shirin Neshat’ta bir esere dönüşüyor.

About the author Didem Ermiş

Didem Ermiş 1992 yılında Ankara’da doğdu. Lisede sanat eğitimi aldı. Sonrasında Yeditepe Üniversitesi Sanat Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yazdığı sergiler ve sanatçılar üzerine metinlerini toparlayıp yayınlamaya başladı. Eğitim hayatına Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Yüksek Lisans programında devam etmektedir.

All posts by Didem Ermiş →

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: