Kapat

Bir Fırsat Olarak Kriz

Marcus Graf

Reklamlar

Bu metin benim bir önceki yazımın devamı niteliğinde çünkü İstanbul’daki bu üzücü ve depresif durum, kendi kişisel ve mesleki hayatım üzerindeki tüm gücü ve etkisiyle devam ediyor. Bu yüzden de aklım sürekli sosyo-politik zorluklar ve sorunlar yaşandığı zaman sanat ve kültürün rolü hakkındaki düşüncelerle dolu.

Şu anda hem Türkiye’de hem de dünyanın geri kalanında krizleri üst üste yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz. Evet, ütopya değil de distopya içinde yaşadığımız zamanı daha doğru bir şekilde tanımlıyor gibi görünüyor. Düzen yerine günlük rutinin sosyal, politik, ekonomik ve ekolojik mücadelelerle karakterize edildiği kaos, hayatımızın baskın şekli. Yine de hayatta kalma içgüdülerimiz ve ne kadar zor olursa olsun devam etme isteğimiz güçlü. Vazgeçmemeliyiz ve vazgeçemeyiz!

Kriz dönemlerinde, sanatın toplumdaki rolü ve işlevini tartışmak zorunlu hale gelir. Sanat bir iletişim alanı ve bir tür kişilerarası alışveriş olmasının yanı sıra, sosyo-politik olarak güçlü boyutlar kazanır ve o zaman elitist veya seçkin olmaktan çok daha öteye geçer. Ünlü küratör Yuko Hasegawa’nın 2001 yılında 7. İstanbul Bienali’nde de söylediği gibi sanat, bir varlık olmak yerine hayatta kalabilmek için bilgiye dönüşür. Yine de, sanat sahnemiz hızlı ve üssel olarak gelişti. Sık sık bana Türk sanat dünyasının durumu ve pazarı üzerine sorular yöneltilir, normalde buna cevabım tüm gelişmekte olan ülkelerin sanat ve kültür çevrelerinde bulabileceğiniz tipik özellikleri gösterdikleri yönünde olur. Türkiye’de sanat sahnemiz gelişiyor, istikrarlı değil ve bu nedenle de hızla değişmekte, Batı’nın sanat merkezlerinde olduğu gibi sağlam ve sürekli bir altyapı üzerine kurulu olmadığı için de hala temel fikirleri müzakere etmekteyiz; galeri ve müze yönetiminde kalite standartları, sanatın değerlendirilmesi için yargı ilkeleri, koleksiyon geliştirme, sanat yönetiminde etik, sanat kurumlarındaki idari davranışlar ve diğerleri… Tüm bunlar bu çalışmaları zorlayıcı, öngörülmesi güç ve macera dolu hale getiriyor.

Bunun gibi gelişmekte olan sahnelerde, istikrar eksikliği ve sürekli değişim nedeniyle her şey mümkündür. Güvensizlik ve korkuya neden olduklarından insanlar genellikle bu durumdan şikayet ederler ama ben her şeye rağmen bunları gelişim ve ilerleme açısından fırsatlar olarak görürüm. Her şey akıcı olduğunda aktif olmak için noktalar bulmak kolaydır ve bu akış değişikliği şekillendirme sürecine girer. İşte bu yüzden bu alanda çalışmak çok heyecanlıdır. Evet, çok yorucudur ama aynı zamanda ödüllendiricidir. Ayrıca, kriz ve depresyonların her zaman yeniden başlama şansını içerdiğine inanıyorum, çünkü geçmişte olanları yeniden düşünmeye zorlanırsınız. Bir son, her zaman yeni bir şeyin de başlangıcıdır. Sanat tarihinde sayısız bitişler bunu kanıtlamıştır.

Crisis as Chance

This text continues my previous one, because the depressing situation here in Istanbul continues with all its massive force and impact on my personal as well as professional life. That is why my mind is still largely occupied with thoughts about the role of art and culture in times of socio-political challenges and difficulties.

We are currently going through multiple crises here in Turkey as well as in the rest of the world. Yes, instead of utopia, dystopia seems to accurately describe our time. Instead of order, chaos is the predominant form of our life, in which daily routine is characterized by social, political, economic and ecologic struggles. Still, our instinct to survive and our will to go on no matter how tough it gets are strong. We must not and cannot give up!

In periods of crisis, discussing the role and function of art within society becomes pressing, and necessary. Besides being a field of communication and interpersonal exchange, it gains strong socio-political dimensions that especially then goes far beyond being elitist or exclusive. Instead of being an asset, it becomes information to survive like the famous curator Yuko Hasegawa once said during the 7th Istanbul Biennial in 2001, a difficult time back then in Turkey. Nevertheless, afterwards, our art scene developed quickly and exponential. Often, I get asked to describe shortly the state of the Turkish art scene, and its market. My usual answer is that they show typical characteristics that you can find in all developing countries’ art and culture circles. Our scene is developing, not stable, and therefore quickly changing. It is not based on a solid and sustained infrastructure like in art centres of the West. This is the reason why we still negotiate fundamental ideas around e.g. quality standards in gallery and museum management, judgment principles for the evaluation of art, issues of collection development, ethics in the arts management, managerial behaviour in art institutions, and others. This makes working unpredictable, challenging and adventurous.

In developing scenes, everything is possible due to the lack of stability, and the constant change. Often, people complain about them, as they cause insecurity and fear. Though, I consider them as chances to develop and progress. When everything is in a flux, it is easy to find spots for being active, and engaged in the process of shaping the change. That is why it is so exciting to work here. Yes, it is exhausting but it is at the same time rewarding. Also, I believe that crisis and depressions always contain the chance to start new, as you are forced to reconsider the way things were in the past. An end is always the beginning of something new. The countless ends in art history prove this.

About the author Marcus Graf

Marcus Graf (Doç. Dr.), 1974, Almanya’da doğdu, ve 2001’den beri İstanbul’da yaşıyor. 2003 yılından beri Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim üyesi ve 2012’de doçentlik ünvanı kazandı. 9. ve 10. Contemporary İstanbul’un Program Direktörü olarak çalışmadan önce, Siemens Sanat (2003 – 2007), Aviva Art Program (2006 – 2007), ve 2005 – 2007 Under Construction – Tepe İnşaat Güncel Sanat Mekanı’nın daimi küratörü ve 10. Istanbul Bienali gecegezenler video projesi gibi çeşitli kurum ve etkinliklerde (örneğin Baksı Müzesi (ON), Elgiz Museum (Genç Koleksyonerler 2), Caleidoscope Europe Evora, Portugal (Not a Lens but a Prism), CDA Projects (Hans & Helga) ve İstanbul 2010 – Avrupa Kültür Başkent (Geçici rahatsızlık)) küratörlük yapmıştır. 5533 - İMÇ Güncel Sanat Mekanı‘nı kurucularından olan Graf, halen Plato Sanat’ın daimi küratörü (2010’dan beri) olarak görevine devam etmektedir, ve ayrıca şu anda Artfulliving.com.tr’in sanat danışmanı.

All posts by Marcus Graf →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: