Kapat

CONTEMPORARY IS ISTANBUL…(MU?)

Ebru Eren

Reklamlar

Yerel ve uluslararası galeri, sanatçı, koleksiyoner ve sanatseverleri bir araya getiren yılın en önemli sanat etkinliği sayılan Contemporary Istanbul bu yıl 11. edisyonunu gerçekleştirdi. Amaç, yabancı galeri ve koleksiyonerleri çekerek Türk çağdaş sanatına ve dolaylı da olsa ülke tanıtımına katkıda bulunabilmek.

Yaşanan tüm olumsuzluklara ve sanata karşı olan aleni duruşa rağmen herkes kendi yolunda inanarak devam etmeliydi; bu amaçla bünyesine her sene yeni oluşumlar ve etkinlikler ekleyen CI bu yıl da yeniliklerine devam etti. Şanssızlık o ki, her şeyin üstüne Temmuz ayında bir de darbe girişimi atlatıldı. Fuar açılmadan önce galericilerle yapılan röportajlardan açıkça görüldüğü gibi, herkes bu sene fuarın nasıl geçeceğini, politik olayların ve patlayan bombaların yabancı katılımcılar üzerinde nasıl bir etki yapacağını çok merak ediyordu. Rakamlar açıklandığında geçen sene 100’den fazla olan galeri sayısının bu sene 70’e düştüğü görüldü. Bunu rakamlarla ifade edecek olursak; İran 5, İtalya ve Fransa 4; Almanya, Rusya, İspanya, Israil ve ABD 2; Lüksemburg, Brüksel ve Macaristan 1’er galeri ile geri çekildi. Fakat bu gerilemeye rağmen König Galerie, Galerie Lelong, Isbel Croxatto Galeria, Marlborough Gallery gibi büyük isimlerin devamlılıklarını sürdürmesi önemliydi.

Dikkat çeken bir diğer gerileme ise geçen yıl İstanbul’dan katılan galeri sayısıydı; tam 13 galerinin bu sene katılmamış olduğu görüldü. Bunun yanı sıra Çin, İspanya, Almanya, Filistin, Polonya, Ukrayna, ve Şili’den yeni katılımlar olduğunu görmek mümkün.  İstanbul’dan ise Krank Art Gallery gibi çiçeği burnunda galerilerin sanat piyasasına ve fuara katılmış olmaları sevindirici.  Pollyanna’lık yapacak olursam, galeri sayısındaki azalmanın geçen yıla oranla daha ferah bir fuar ziyareti yaşattığını söyleyebilirim.

Bu yılın yenilikleri arasında Susan McMurrain’in direktörlüğünü üstlendiği; sanatçı, tasarımcı ve mimarlar tarafından üretilen fonksiyonel sanat objelerine odaklanan CI Design’ı sayabiliriz. Bu yeniliği, önümüzdeki seneden itibaren IKSV ve CI ekibinin sanat ve tasarım alanlarında işbirliğine gideceklerinin ilk adımı olarak görmek mümkün. Ali Güreli CI Dialogues kapsamında katıldığı panelde, bu işbirliğine başta karşı olduğunu ama artık, bunun günümüz şartlarında gerekliliğe dönüştüğünü söylüyordu.  Uluslararası izleyiciyi birden fazla etkinlikle ülkeye çekmeye çalışmak yerine, kuvvetler birliği yaparak tek seferde bunu sağlamaya çalışmak çok akılcı ve yerinde bir hareket.

Fuarı iki kere gezmeme rağmen Plug-in bölümünü fark etmediğimi fark ettim. Meğerse, geçen senelerde olduğu gibi ayrı bir alan açılmamış; onun yerine dijital işler galerilere dağılmış. Gözümle görmeyi kaçırdığım bir eser var ki değinmeden geçemeyeceğim. Aria Art Gallery’de sergilenmiş olan Blue and Joy’a ait dijital bir saat bu. Adı “Irreversible Countdown”. Saat in ömrü 1000 yıl ve ve sürekli geri sayıyor. İnsan, her an ölmeye yaklaştığını hatırlatan bir şeye para verir mi? Ya da zamanı boşa harcamamak adına doğru bir yatırım mı? Beni kesinlikle bunalıma sürüklerdi…

Beni olduğu kadar genel ziyaretçiyi de heyecanlandıran bir diğer yenilik ise, küratörlüğünü, aynı zamanda CI’ın Artistik Danışmanı olan Marc-Olivier Wahler’in ve Sergi Koordinatörlüğü’nü Marcus Graf’ın yaptığı “Collector’s Stories” idi. Türkiye’den 60 koleksiyonerin kendi seçtiği 2’şer esere yer veren ve başlı başına bir sergi olan bu işi kutlamak gerek. Bu alanda, sanat eserinden ziyade isimlerini sıkça duyduğumuz koleksiyonerleri, o eserleri satın almaya yönelten duyguları bilmek, işin beni en etkileyen kısmı oldu. Kimisi eserin ve sanatçının tarihçesini vermiş, kimisi ise yalnızca “fiyatı uygundu” demekle yetinmişti. Kapıda bekleyen yüzlerce kişi, bu işin ne kadar iyi düşünülmüş olduğunun işaretiydi. Bazı isimlerin eksik olduğu hemen dikkatimi çekse de, Cem Yılmaz gibi popüler isimlere yer verilmesi pop kültürüne hitabeden bir fuar için yerinde bir seçimdi. Koleksiyonerlerin seçtikleri işlerin etkileyiciliği konusu da ayrı bir takdiri hak ediyor. Farklı medyumlarda işleri görmenin yanı sıra Neş’e Erdok gibi önemli isimlerin eserlerini de bu sayede görmüş oluyoruz.

Bildiğimiz sanatçıların yepyeni işlerini görmek ve yeni sanatçılar tanımanın yanı sıra piyasada neler olduğunu merak edenler “CI Dialagues”u bu sene de takip etmeye devam ettiler. 3 gün boyunca önemli isimler bir araya geldi ve galeri sohbetinden tasarıma, fuarların gücünden sanat yazarlığına kadar uzanan bir yelpazede enteresan konular konuşuldu.

CI Editions kısmını, ilk başladığı 2014 yılında ve üst kattayken gayet ilgi çekici bulmuş ve gelecek vaat ettiğini düşünmüştüm. Sanatseverleri edisyon alarak sanat alımına yönlendirmek ya da uygun bütçeli işlere sahip olmalarına yardımcı olmak önemli bir atılımdı. Bu sene Mixer Editions ile birleştiği söylenen “ci editions” bende ilk olarak “acaba CI, bu işe zaman ayırmak yerine Mixer’in var olan arşivi ile olayı kurtarmayı mı düşünüyor” soru baloncuğunu yükseltti.

Fuara elbette eleştiriler de vardı, her zaman olduğu gibi bir kısım sanatçı fuarı ziyaret etmeyi reddetti. Kimi katılımcılar maruz kaldıkları kötü muameleden şikayetçiydi. Kimisi işlerin genelini “dekoratif sanat” olarak değerlendirip burun kıvırdı, kimisi hep aynı isimlerin görünür olmasına sövdü. Benim en beğendiğim kısım – desem yalan olmaz- Collector’s Stories için “ne gerek vardı böyle bir şeye, burası satış amaçlı bir fuar” diyenlere Ali Güreli önceden cevap veriyordu “Biz hiç kimseyi taklit etmiyoruz ya da benzemeye çalışmıyoruz!”.

Fuara bu yıl taa Şili’den katılan Isabel Croxatto Gallery’nin temsil ettiği Ali Elmacı’nın, üzerinde Abdülhamit resmi barındıran heykelinin başına gelenler fuar hakkında söylenebilecek daha çokça mevzuyu silip götürüyor.  Tam olarak ne oldu, neden oldu bildiklerimizin yanı sıra bir de duyduklarımız var… Elmacı’nın tavrı, yani olay büyümesin diye heykeli kaldırtmaya karar vermesi, sonrasında Ali Güreli’nin “kaldırmayacağız” metni bana kalsa doğru hareketlerdi (gerçi heykel kaldırıldı…). Her geçen yıl daha fazla, nitelikli yabancı galeri katılımının gerekliliği söz konusuyken, şimdi asıl düşünülmesi gereken konu, bu heykel baskını olayının önümüzdeki yılın yabancı galeri katılımını ne şekilde etkileyeceği…

About the author Ebru Eren

1972 yılında İstanbul’da bir yay burcu insanı olarak doğdu. Bu sebeple daldan dala kondu. Yıllarca TV sektöründe büyük bir sevgi ve hevesle çalıştı; programlar aldı, kanallar kurdu. Çok sevdiği sektöründen yine çok isteyerek ayrıldı ve Los Angeles’ta bir film şirketinde çalıştı. Bu onun sinema TV dünyasındaki son görevi oldu. İlk gençlik yıllarından beri hayranlık duyduğu sanata olan ilgisini artık saklayamadı ve yüksek lisansa başladı. Şu an Yeditepe Üniversitesi’nde Sanat Yönetimi masterı yapıyor, Plato Sanat bloğunda yazıyor, biraz resim yapıyor, biraz da satın alıyor, kalan zamanlarında seyahat ediyor. 40 yaşını geçen her bekar kadın gibi onun da kedileri var, Kadıköy’de yaşıyor.

All posts by Ebru Eren →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: