Kapat

Başlangıç Yolculuğu

Işıl Aydemir

Reklamlar

Fransa’da, Ecole D’art MJM’de moda tasarımı, İngiltere’de, University of Wolverhampton’da güzel sanatlar alanında lisans eğitimi alan Sıla Güven, İngiltere’de University of Arts London’da aynı alanda yüksek lisans eğitimine devam etmiştir. Sanatçı İngiltere’de ve Türkiye’de karma sergilere katılmakla beraber İstanbul’da, ‘Gerçeklik ve İllüzyon’, ‘Kozmopolinatizm’ isimli kişisel sergilerinden sonra üçüncü kişisel sergisi olan ‘Evren’de yolculuk I’i Galeri Bohem’de 10 – 26 Haziran tarihleri arasında sergilemiştir. Sergide bilimsel araştırmalarını ve gözlemlerini referans alarak gök cisimlerinin evriminin izlerini yakalamaya çalışan sanatçı keten lifi, toprak gibi farklı malzemelerle ürettiği resimlerindeki dokulu yüzeyler ve katmanlar ile izleyicilere bir uzay yolculuğu sunuyor. Son sergisi üzerine gerçekleştirdiğim röportaj da Sıla Güven’in anlatımı ile yapıtlarının içerikleri üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

1. ‘Evren’e Yolculuk I’ serginizi içerik, form ve biçim açısından anlatabilir misiniz?

Evren’e Yolculuk I sergisi, Hubble teleskobunun bize ilettiği fotoğraflardan yola çıkarak uzayın derinliklerindeki yaşamın, organik formlarının tuval üzerine yansımasıdır. Resimlerim tuval üzerine yağlıboya ve çeşitli doğal materyallerden oluşuyor. Eserlere baktığınız zaman gördüğünüz sadece kompozisyon, renk ve yüzeysel malzemeler. Esinlendiğim formları ise bazen daha detaylı bazense daha soyut şekilde malzemeyle biçimlendiriyorum. Biçim verirken malzemeyi heykel gibi kullanabileceğim bir hale getiriyorum. Formları ve biçimleri tasarlarken deneysel bir tutumla hareket ediyorum.

IMG_9812*Kumsaati Nebulası, tubal üzerine yağlıboya ve keten, 80 x 50 cm

2. Hem moda tasarımı hem de güzel sanatlar eğitimi aldınız. Sergideki yapıtlarınızda, materyal seçiminde, bu disiplinleri bir araya getirdiğinizi söyleyebilir miyiz? 

Evet. Paris’te moda tasarım ve Londra’da ise güzel sanatlar eğitimi aldım. Malzeme kullanımında moda tasarımdan esinlendiğim kadar resimlerime farklı malzemeler dahil etmeye de doğayı gözlemleyerek karar verdim. Bu sergideki malzemeler daha çok kültürümüze ve doğaya olan ilgim sonucu ortaya çıktı. Yüksek lisans projem, Gezi Parkı’nda yaşadıklarımızdan yola çıkarak; Gılgamış Destanın’da yer alan Hulluppu Ağacı üzerineydi. Bu proje sırasında ağaçların kabuğu, toprak, keten gibi doğaya ve yaşadığım coğrafyaya ait malzemeler kullanmaya başladım. O dönem Anselm Kiefer ve Antoni Tapies’nin resimlerini inceledim. Yüzeysel malzeme üzerine yoğunlaştım.  Kullanılan malzemeler resme uyum sağlamadığında birbirini ittiğini görebiliyoruz. Dolayısıyla malzeme üzerine tuvalde çesitli deneyler yapmaktayım. Konu ne kadar uzay olsa da insanlığa ait bir bağ kurmak için keten ve toprak kullandım. Keten Anadolu’da ekilen en önemli bitki türlerindendir.

3. Nebula serisi bize ne anlatıyor?

Başlangıcı iki yıl evvele dayanmaktadır. Royal Observatory Greenwich’i (Greenwich Kraliyet Gözlemevi) ziyaret ettim. Gittiğim sırada evren ile ilgili kısa film seyretme şansım oldu. Film, uzayda keşfedilen ve keşfedilmekte olan elementleri, objeleri konu alıyordu. Gördüklerimden çok etkilendim. Ülkeme döndüğümde, nasıl verimli olabileceğime dair araştırmalar yapmaya ve evrenin derinliklerinde keşfedilenlerle ilgili projeler tasarlamaya başladım. Araştırmam sırasında; Hubble Uzay Teleskobu’nun 25.yılı sebebiyle aktiviteler düzenlendi, filmler çekildi, kitaplar yazıldı. Hubble Uzay Teleskobu, insanlar tarafından üretilmiş en yaratıcı, en üretken bilim enstrümanlarından biridir. Gözlemlerinden, görüntü ve verileri derleyerek dünyamıza iletir. Hubble Uzay Teleskobu, evrenin yaşı ve boyutunun belirlenmesi açısından çok önemlidir.  Hubble Uzay Teleskobu’nun çektiği fotoğraflardan faydalanarak sergi serisi oluşturmaya karar verdim.

Nebula kelimesi Yunanca ‘Bulut’ anlamına gelir.  Uzayın derinliklerinde, samanyolunda, yıldızlar arası keşife çıkarsak, gök cisimleri içinde yıldızların doğuşuna ve Nebula’lara rastlarız. Nebula’lar genç yıldızlar tarafından yaratılan yıldız yuvalarıdır.  Yıldızların oluşum bölgelerine göre emisyon veya refleksiyon Nebulaları olarak ikiye ayrılırlar. Yıldız bulutlarının tozu, Hellium, Hidrojen ve diğer iyonize gazlardan oluşurlar. Nebulalar; HII bölgeleri yani Hidrojen gazı, Gezegen Nebula’ları, Süpernova, karanlık Nebula’lar olarak dörde ayrılır. Sınıflandırılmasına göre hayatlarının sonunda Süpernova patlaması meydana gelir. Patlamanın sonucu olarak gezegenleri ve biz canlıları oluştururken kimisi ise kara deliklere dönüşür. Bizler ise bulutsuların içindeki yıldızların kalıntılarından meydana geliyoruz. Bir sondan başka başlangıçlara ulaşıyoruz. Benim için Nebula’lar yeniden doğusu simgelerken; bu sergiyi bir başlangıç yolculuğu olarak düşündüm. Bulutsular, ilk gördüğümde, estetik açıdan renk, form, ve ışık açısından beni çok etkilediler. Kendi içlerine doğru çeken görkemli bir formları var. Nebulaları resmetmek için seçimlerimde, sınıflandırılmalarına, bize olan yakınlıklarına, büyüklüklerine göre karar verdim. Her formun boyut, renk, ışık, uzaklık gibi kendine ait bir karakteri olduğunu resimlerimde görebilmek mümkün.

Helix Small*Salyangoz Nebulası, tuval üzerine yağlıboya ve keten, 25 x 25 cm

4. Yapıtlarınızda Nebula’ların renklerinde kendi yorumlarınızı görmekteyiz. Bu durumda renk seçimi sizin için ve yapıtlarınız için neyi ifade ediyor?

Renk kadar ışığa da yer veriyorum.  Resim sanatında rengin ve ışığın gücü beni her zaman etkilemiştir. Seyirci olmadan resim olmaz mantığından yola çıkıyorum. Seyircinin gözünün ışık ve rengi resimde takip etmesini sağlıyorum. Resmi yaparken ona bir varlık olarak yaklaşıyorum ve hayat vermeye çalışıyorum. Tabi burada bahsettiğim deri ve kemikten değilse de toz ve gaz bulutlarından oluşan bir canlıdan bahsediyorum. Belki de bu organik formlara deri ve kemik giydirmeye çalışıyorum. Önsezilerime ve görüntüyü nasıl hissettiğime bağlı olarak değişiyor. Üç aşamada çalışıyorum; kompozisyon, renk ve malzeme aşamaları. Bir resmi yapmaya başlamadan evvel, bazen aynı kompozisyonu klasik, kübist ve soyut olarak eskizlerle tekrarlıyorum. Zihnimde gördüğümü kurguluyorum. İkinci aşama ise değişik renklerde veya aynı rengin farklı tonlarıyla defalarca suluboya çalışıyorum. Resimlerimi siyah zemin üzerine kurguluyorum. Çalışmalarım, incelediğim ressamların, okumalarımın, doğa incelemelerimin ve denemelerimin sonucunda ortaya çıkan meyvelerdir.

Evrenin rengi aquamarine ile solgun mavi tonları arasındadır ve evren de oksijen gazı isle yeşil rengi alır. Dolayısıyla gazların rengini bilmekteyiz. Hubble’dan gönderilen fotoğraflar, görme kapasitemize göre kırmızı, yeşil ve mavi renklere uyarlanarak yayınlanır. Yıldızlar üç renkten meydana gelirler. Serin yıldızlar kırmızı, ılık yıldızlar beyaz ve sıcak olanlar ise mavi renklerden oluşurlar. Yıldızlar arası kimyasal gazlardan meydana gelen gaz bulutları her renge sahip olabilir. Modern bilim görselleri çoğunlukla doğru olmayan renk paleti kullanır. Malzeme  de olduğu gibi her rengin, rengin tonunun resmin bütünüyle de ilişkisi vardır. Doğada herhangi bir ışık kaynağı olmadığı sürece etrafımızı karanlık gördüğümüz için bulutsuları siyaha boyadığım tuvaller planladım. Sıcak ve soğuk renk arasındaki dengeyi de formun bize yakınlaşmasını istediğim yerlerde sıcak, uzaklaşmasını  istediğim yerlerde ise soğuk bir skala kullanarak gösterdim ve resimlerin sergilenmesini de ona göre tasarladım. Resim yapmak yoğun bir araştırma sürecinde elde edilmiş bilgileri, bir süzgeçten geçirerek kendin kalabilme sürecidir. Bir bulutsuyu birçok kaynaktan çalışırken; renk seçimlerimde o anki önsezilerimi, hislerimi, izlerimi aktarıyorum. Renk paletimi her objenin kendine ait olan karakterine göre seçtim. Mesela, bazı bulutsular içlerinde yoğun kırmızı rengi barındırırlar. Benim için kırmızı gibi sıcak tonlar çok kuvvetlidir ve doğru tonu elde edebilmek oldukça zor ve önemlidir. Uzun süreli baktığımda tonun rahatsız ettiğini fark edebiliyorum. Rengin, tonun etkisini daha iyi anlayabilmek ve uyumunu görebilmek için sık sık yaptıklarımdan uzaklaşarak müdahale ederim. Bazen günlerce bakmayıp, tekrardan geri döndüğüm hatta defalarca rengini değiştirdiğim resimlerimde vardır.

IMG_0229*Ay 1, tuval üzerine yağlıboya ve toprak, 70 x 70 cm – Ay 2, tuval üzerine yağlı boya ve keten, 70 x 70 cm

5. ‘Evren’e Yolculuk I ‘ isimli serginiz bize bu hikayenin bir seri olarak devam edeceğini düşündürüyor. Sonraki serginizde ne üzerine yoğunlaşacaksınız?

Sonraki sergimde gene Hubble Teleskobu’nun çektiği fotoğraflardan yararlanarak bu sefer gezegenler üzerine yoğunlaşacağım. Sadece bizim Güneş sistemimizdeki değil, evrende bulunan bütün gezegenleri kapsayan bir sergi hazırlıyorum. Evren’de keşfedilmiş her elemente veya canlıya dair yıllar sürecek bir sergi dizisi tasarlıyorum.

6. Bilimin sizi etkileyen tarafı nedir? Rönesans dönemindeki bilim ve sanat birlikteliği günümüzde farklı disiplinlerin bir araya gelerek sanat kavramını bilimle birlikte ele almaları ile devam etmektedir. Siz bu oluşumda ilerideki projelerinizde farklı disiplinlerle çalışmayı düşünüyor musunuz?

Rönesans geleneğinden kopmadan teknolojiyi ve yeni buluşları takip ederek yenilikçi bir duruşumun olduğunu düşünüyorum. Gelenekselci bir eğitim almama rağmen, ilk bir kaç yıl resimlerimde kolaj ve teknolojiden faydalandığım resimler ürettim. Mesleğimizin temelinden vazgeçmeden disiplinler arası bir bağ kurmaya devam edeceğim. Bizim mesleğimiz kitap ve müzelerden beslenmeyi gerektirdiği kadar deneysel olduğundan dolayı da bilim insanlarından farklı değildir. Disiplinler arası çalışmaya ve onlardan beslenmeye çalışıyorum. Ülkemizdeki bilim konferanslarına katılmaya çalışıyorum. Yurt dışına çıktığımda sanat müzeleri kadar bilim müzelerini de geziyorum, gözlemevlerinde evren üzerine sergilenen filmleri takip ediyorum. Geçen sene Londra’da okuduğum sırada Kings College London’da, Somerset House’da The Unseen Emporium projesiyle karşılaştım. Proje siyah rengin ısı ve ışığa maruz kaldığında tonundaki değişimleri üzerineydi. Burada kimya dersleri vermek için atölyeler düzenleniyor. Planlarımdan biri de bu kimya derslerinden birine katılmak.

Pelican Nebula
*Pelikan Nebulası, tuval üzerine yağlı boya ve keten, 110 x 80 cm

*Ana görsel: Karina Nebulası, tuval üzerine yağlıboya ve keten, 165 x 90 cm

About the author Işıl Aydemir

Işıl Aydemir, 1987 yılında İstanbul'da doğdu ve İstanbul'da yaşamaya devam etmektedir. 2010 yılında Işık Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdikten sonra, eğitim hayatına 2013 yılında başladığı, Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi programına devam etmektedir. Şu anda 'Çağdaş Türk Sanatçılarının Global Sanat Piyasasındaki Konumu' üzerine tez yazmaktadır. 2015 yılından itibaren Marcus Graf’'ın asistanlığını yapmaktadır.

All posts by Işıl Aydemir →

One Comment

  1. […] I made an interview with İsil Aydemir During the Exhibition at Galeri Bohem. Interview published in Plato Sanat blog. Beginning the Journey […]

    Beğen

    Cevapla

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: