Kapat

Yerelde Sanat, Genelde Sanat

Haydar Akdağ

Reklamlar

Sanat üretiminin hangi tekellerin elinde bir endeks oluşturduğu üzerine düşünürken; bunun kültür politikaları çerçevesinde merkezin mi yoksa yerel yönetimlerin ve diğer sivil inisiyatiflerin dahil olduğu/olabileceği geniş bir çevrenin katılımıyla mümkün tarih yazımına katkı sağladığını/sağlayabileceğini sorgulayalım isterim. Endeksin salt para odaklı olarak düşünülmesini istemiyorum. Önemsediğim nokta tarih yazımı ve geniş zeminde kültür üretiminin etkin gücünün göz önüne alınması adına sanatın değeridir. Sanatçımızın düşüncesinin ulaşılabilirliği/evrenselliği…  Düşünürken akla gelen; içinde olduğumuz gerginlikler/gergin günler arasında hangi ilişkileri irdelemeliyiz ve beklentiler doğrultusunda kısırlaşan sorunlara mı yoksa çözüm üreten sanat/sanatçı/sanat kurumları ile yeni bir düzenin inşasına mı kazma vurmalıyız?

Kentlerimizi dönüştürürken bütün gücünü betonun tanrısına adayan, kent meydanlarını yok eden anlayışın toplumsal hafızayı silme telaşının karşısında taşın altına elin koyan kurumlarımız da yok değil elbet. Sivil toplum, merkezi iradenin ötesinde inisiyatif alabilir mi/alıyor mu/aldı mı ne dersiniz? Merkezin kudretli Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir kültür politikası var mı; yoksa dil, inanç ve ırk derken sanatın da siyasetin bir parçası haline gelişinin örneklerini mi görüyoruz/göreceğiz? Sanat üretiminde sorguya çıkan bütün ‘öteki’ başlığı altında incelenen insani değerler, farkına varmadan siyasetin dönemsel menfaatlerine hizmet ediyor olabilir mi? Elbette kültürel zenginliklerin toplumsal yapılar için bir tehdit olmadığı görüşündeyim. Ancak açıkça konuşulan öteki/ötekinin meseleleri ya da her dönem popüler olmuş temalara sanatın yaklaşımı/önerisi bir hafıza yaratmış mıdır; kalıcı katkı sağlamış mıdır?

Yakın zamanlarda etnik meseleler üzerine bir dizi sanat üretimi izledik. Öyle ki etnik kimlikleri sanatçının sanat üretiminin üzerinde yeni bir kutsal oldu. Bellekler açıldı, hafızalar sorgulandı, acılar anımsandı, sanatçılar dolaylı/dolaysız çözümler önerdi ve ne yazık ki hala her şey aynı iken; bütün bu çabayı ortaya koyan iradenin emeğine ne olduğu sormak isterim(!/?) Sanat ve siyaset arasına isterseniz yüksek bir duvar örün, isterseniz bir bardağa az açık/az demli çayınızı tercihlerinize göre doldurun; geri yaslanın, bitmeyecek ötekinin yasının yerine ne yazık ki “ötekinin ötekisi” gelirken hala seyirci kalın… Modernizm: tek tip, post-modernizm: çoğulcu… Konuşuyoruz; düşünüyoruz; iyi ki varız; varız da; bir şeylerin daha iyi olması için toplumsal tabana ve geleceğe pozitif yansıması adına yasa yapıcı yani TBMM’nin Yasama alanına katkı sağlayacak bir şey yapılabilindi mi (!/?) Bardak dolu mu, boş mu göremiyorum (!/?)

Kültür politikamızın siyasal iktidarların kudretlerine göre zemin değiştirdiği gerçeğimizde; din, dil, ırk gezinip duruyoruz… Salt sanatın, salt insanın varlığından bahsedilsin istiyorum artık. İyi niyetli çabalar ile uzun süredir faaliyet gösteren sivil kurumlarımızı, Türkiye’de kültürel ihtiyaçları fark etmiş ve bunlara kurdukları vakıflar aracılığı ile yanıt aramalarını önemsiyorum. İKSV, Salt, Borusan Sanat, Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi ve Koç Müzesi sayılacak büyük aktörlerimiz… Sabit koleksiyon sergileri ve dünyadan taşınmış seçkilerin dışında; bienaller ve küratörlü sergilerde temalara ister göz ucuyla, ister kulak kabartarak bakın, yukarıda bahsettiğim gibi, siyasetin gündemindeki öteki’ tüketimini göreceksiniz. Yüksek sesle konuşmakta bir sakınca görmediğimi tekrar ifade ederken, her türlü zeminde temsilde adaletin olması gerektiğine inancım tamdır… Fakat her kurumun bütün açık çabasına rağmen hala içe dönük olduğunu düşünüyorum. Elbette her sanatçının ve kurumun kendini yakın hissedeceği tavır/duruş ortaklığında yakınlıkları olacaktır. Toplam sanat üretiminin ister dirsek teması diyelim ister fikir; kaçta kaç oranında kendine taban yaratmıştır dersiniz? Her kurumun bir küratör ve sanatçı tayfasının olması bu gemiyi engin denizlere hangi sığlıktan götürecektir? Yine kabul, sivil inisiyatif de sizin, mekan da, imkan da… Fakat içimdeki sesin ötesinde gözlemlediğim; sanatsal üretimin geniş tüketim zemini bulamamasıdır. Kabahatli de aramıyorum… Konuşuyoruz…

Yerel yönetimlerin kültür-sanat etkinlikleri de değerlendirmemize dahil edilmeli…Öyle ki her geçen gün sayıları artan etkinlikler izliyoruz. Fakat kurtulamadığımız bir şey daha var… Neredeyse “Parti Sanatı”  diyeceğimiz siyasetin karıştığı etkinlikleri gördükçe “hiç de samimi bulmadım” diyorum. Bunun dışında özgür, özgün, özerk bir dil inşa etme telaşında olan yerel yönetimler de yok değil. Belediyelerin heykel-resim sempozyumları ve üretimlerini izleme şansımız oluyor. Fakat zihnimde asıl telaş, eserlerin hangi meydanlara yerleştirileceği oluyor. Öyle ki nefes almayan şehirlerimizde bu anlamlı çabaları-eserleri izlemeye ve üzerine düşünmeye nasıl açacağız?

Aslında “Yerelde Sanat; Genelde Sanat” başlığında bizdeki kültür-sanat üretimi ile dünyadaki tavırlar arasındaki tatlı/sert rekabetteki direncimizi ve örnekleri konuşmak isterdim. Ne yazık ki bağışıklık sistemimiz pek de barışık değil… Ya içe dönük siyasetin malzemesi oluyoruz ya da Avrupa Birliği müzakerelerinde sözde ileri demokrasi zemininde kültürel-sosyal zenginliklerimizi gündeme getiriyoruz. Oysa İstanbul bir çekim ve üretim merkezi olarak Paris’ten New York’a taşınan üretim modelini neden sahiplenmesin? Elbette sanat artık her yerde; akıllı telefonlar ve uygulamalarla aynı anda her yerden izleniyor… Ancak güçlü enerjimizi günümüz sanat alanında daha fazla düşünce/duygu üreten bir noktaya neden getirmeyelim ki? Sanatın salt, samimi, başka bir duruşa ihtiyacı var… Konuşulan konuların, yaratılan her türlü değerin olumlu katkısı illa ki var, daha da olsun… Fakat popüler “temalar” ile; dokunulan, kanatılan, hatırlatılan, çizilen, yazılan…. Topyekün çabalar, hala kabuğundan çıkamayan bir ülke olduğumuzu, evrensel değerlere ulaşmada daha fazla emeğe ihtiyacımızın inkar edilemez gerçeği ile demli çayları içip arkamıza yaslanıp; milli ve kısır eksenimizde birbirimize öteki/ötekinin ötekisi gözüyle bakıp kendi tayfamızla yelkenler fora(!/?)

About the author Haydar Akdağ

Şuan Yeditepe Üniversitesi 'nde Sanatta Yeterlik Yapıyor. Kendini; Şair, Ressam, Sanatçı ve Salt İnsan diye tanımlıyor. Gözlemlerindeki çağrışımları yalnız sanat yada tasarım nesnesine çevirmiyor. Yaşamdaki yerini, kendisi ve toplumla iletişimini kendi penceresinden yorumluyor. Yeditepe Üniversitesi GSF Moda&Tekstil Tasarımı Bölümününden 2008 yılında mezun oldu. Sektörde tasarımcı olarak çalıştı ve tekrar akademik hayata döndü.

All posts by Haydar Akdağ →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: