Kapat

KIRMIZI EMPERYALİSTLER

Melike Bayık

Reklamlar

1. İlk sorumuz, siz kimsiniz ve genel olarak yapıtlarınızda içerik ve form açısından nelerle ilgileniyorsunuz?

Öncelikle ismim Zafer Malkoç. Sanatsal üretimim çoğunlukla dünyanın yansımalarından yeni, birebir yansımalar kurgulamak üzerine. Yani şöyle ki ürettiğim eserleri, realizme bağlı kalarak ortaya çıkarıyorum. Yapıtlarımda genelde gerçekçi bir üslupla özellikle alan derinliği, renk ve insan formlarını ele alıp, bunun yanında da her zaman insan hayvan ilişkisini yan yana kullanmaktan çekinmiyorum. Bahsettiğim yöntemle yeni bir seri üretiyorum ve bu serinin adı Kırmızı Emperyalistler.

2. Peki adı “Kırmızı Emperyaslistler Serisi”ni içerik ve form açısından açıklayabilir misiniz?

İçerik olarak bakıldığında, işlerim direkt emperyalizm dünyasını ele almasa da, izleyici eseri irdelediğinde, onunla ilişki kurduğunda, renk olarak kırmızı, figür ya da obje olarak insan ve hayvanlar görüyor. Komposizyonlarım ise insanları, ironik olarak bu konuda düşünmeye sevk ediyor.

3.Özellikle serinin fikrini oluşturan emperyalizm sizin için ne demek? Onu nasıl tanımlıyor ve eleştiriyorsunuz?

Şu konuda anlaşılmak istiyorum: Siyaset konularına değinmek gibi bir düşüncem yok ve kesinlikle modern çağın getirdiği ne taraftarsın furyalarına girmek istemiyorum. Peki emperyalizm nedir? Fransızca “imperialisme” kelimesinden geçme. Bir devletin, diğer devletleri siyasal ve ekonomik egemenlikleri altına alarak yayılmacı politikalar izlemesi ve genişlemesi. Günümüzde daha çok söz konusu olan iktisadi emperyalizmdir. İktisadi emperyalizm, sanayi devriminin ortaya çıkarttığı bir sonuçtur. Bir yandan yabancı ülkelerdeki ham madde kaynaklarını, diğer yandan da dış pazarları ele geçirme amacı güder. Böyle bir bilgiden sonra benim için de çağdaş emperyalizm bukalemun gibi renk değiştirir, saf değiştirir ve seni içine almak için her şeyi yapar. Duygusu yoktur kesinlikle. Eserlerimde özellikle kadın bedenine yer veririm, çünkü kadın bu sermayenin içine hep dahil edilmiştir.

4. Kadın modellerinizle oldukça gerçekçi bir şekilde arkasında durduğunuz kavramı irdeliyorsunuz. Ürettiğiniz bu eserleri bugünün kapitalizm ve emperyalizm dünyasının bir yansıması olarak görebilir miyiz?

Kesinlikle. Kadın, emperyalizmin bir yansıması. Çünkü kadın çocuk bakar, çünkü işçi sınıfına ihtiyaç vardır, kadın sekstir çünkü cinsel arzuları karşılayacaktır, kadın susar çünkü günahtır vb. Anlamakta güçlük çektiğim sözde özgür bir toplum olduğumuz kastedilirken örtük bir şekilde ne denli modern olsak bile ataerkil toplumun boyunduruğu altında kalıyoruz. İşlerimde de bugünün kapitalizm ve emperyalizm dünyasındaki kadını da oldukça gerçekçi bir şekilde yansıtmak istiyorum.

5. Gerçekçi derken gerçeklik ve gerçekçiliğe olan yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?

Dünyadaki bazı yansımaların aynısını yansıtmak ve yorumlamak bana büyük keyif veriyor. Bazen insanlar fotoğraf çek daha kolay diyor. Ama bu öyle bir şey değil. İkisi arasında derin farklar var. Resmi yaparken, tuvaldeki kişiyle başka bir bağ kuruyorsunuz. Farklı bir kimliğe bürünüp, ayrı bir dünyaya gidiyorsunuz. Bire bir yansıtma ise benim gördüğümü aktarma ve aleni bir yorumum olabilir.

6. Peki, teknik olarak bakacak olursak eserlerinizi akrilik boya ile yapıyorsunuz. Akrilik boyanın sizin için çekici olan tarafı nedir? Neden akrilik boya?

Akrilik boyanın su bazlı olması ve hızlı kuruması işimi oldukça kolaylaştırıyor. Yağlı boyada öyle bir şansınız olmayabiliyor, çünkü hemen kurumuyor.

7. Tuvallerinizin tamamında kırmızı rengi çoğunlukla ana, vurucu renk olarak ve çok az bir kısmında daha arka planda kullanmışsınız. Sizin için kırmızı rengin nasıl bir anlamı var?

Milenyum yılından itibaren kırmızı sözcüğünü kullanmak istemiyorum, çünkü kırmızı deyince aklıma kadın, seks, şiddet, terör, olay, kavga, savaş, ezilmişlik, yok olma ve var olma çabası geliyor. Bana olumsuz ya da kısa vadeli mutlulukları çağrıştırıyor. Özellikle bu serimde renk ön planda. Kırmızı, bana göre renk değil. Sistemi, düzeni temsil ediyor.

8. Daha detaylı baktığımızda eserlerinde gördüğümüz balık, tel gibi bazı imgelerin ne gibi bir anlam ve önemi var? Bu imgeleri kullanmanızın belli bir nedeni var mı?

İlk olarak tel ile başlarsak; obje olarak bir sınır, bir engel ve sizi bir kalıba sokan netliktir. Ama düşüncenize sahip olamaz. Bundan dolayı emperyalizm dünyasını çok iyi bir şekilde önümüze sunar. Çünkü sistemin bir kölesi olma ya da sisteme karşı bir haykırış vardır ve sistemin başındakiler düşünmenizi engelleyemediği için bu tel sizi rahatsız eden başka bir renk ile karşınıza çıkar.

Balık ise bana göre sosyolojik ve psikolojik açıdan günümüz modern Türkiye’sini temsil ediyor. Çünkü her dönem siyasetçiler vaat ve sözlerle kitleleri uyuşturuyorlar. İnsan kanıyor ve duygusuzlaşıyor, yok oluyor, yönetilmeye başlıyor. İşte balık tam olarak burada devreye giriyor. Doğası gereği 3 saniyede bir unutur ve tekrar eder, ama bizim doğamızda böyle bir şey yokken bile böyle noktalara getiriliyoruz. 21. y.y.’da günümüz Türkiye’si hala bir kargaşa, terör ülkesiyken bende balığı tatlı bir şekilde izleyicilerin önüne sunmak istiyorum. Bakalım hatırlanacak mı?

9. Çalışma yönteminizden bahsedebilir misiniz? Kavramı oluşturma, tasarlama ve üretme sürecini nasıl yaşıyorsunuz?

Aslında resimlerim genelde uzun süreli çalışmalar olduğu için, çalışırken bir yandan da düşünme fırsatım oluyor neler yapabilirim diye. Atölyede neredeyse 7/24 çalıştığım süre zarfında bir çok deneysel teknik ve eskizler alıyorum önce, daha sonra eskiz aşaması da bittikten sonra yapacağım modeli iyice tanımak kalıyor geriye. Duygusal ve yaşamsal olarak ona bir rol biçiyorsunuz ki bu da materyal olarak önemli bir aşama. Tanıma aşaması bittiğinde ise fotoğraf çekimi ve tuvalime aktarma kısmı kalıyor. Gerisi ise tanıdığınız kişiyi o sancılı süreçle en iyi şekilde betimleyebilme.

10. Bu seriyi üretirken araştırma, okuma ve eleştirme sürecinizin devam ettiğini düşünüyorum. Bu seri, kişisel ve sanatsal olarak size neler kattı?

Serinin süreci 2013 yılında başlamıştı ve ben bunun bilincine 2014 yılında vardım. Kişisel olarak yaşadığım bazı şeyler ve inşalar arasındaki diyalog uyuşmazlıkları sonucunda böyle bir noktaya yöneldiğimi fark ettim. Bu seri için özellikle o dönemde sosyoloji ve psikoloji kitaplarına yöneldim. Kendimi hep günümüz dünyasında yaşanan olayların bir parçası olarak gördüm ve yaşadım. Yani ben her ne kadar sisteme karşı çıksam da yine bir şekilde kendimi ona entegreyken buldum. En azından bu düşünceyi ve sistemi kırmak için sanatçı olarak ben ne yapabilirimi sorgulamaya başladığım nokta, şimdi geldiğim yere getirdi beni.

Zafer Malkoç Röportajı.

1 2

About the author Melike Bayık

İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 1991 yılında Antalya’da doğdu. Yirmiden fazla sergide küratör ve sanat tarihçisi Marcus Graf’ın küratör asistanlığını yaptı. “Pardon, Kaçıncı Kat?”, “Olmadı Kaçarız” ve “Melior Mundus / Ne İyi Dünya” sergilerinin eş küratörlüğünü yaptı. 2013 yılında Yeditepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Yönetimi Yüksek Lisans Programına girdi. Hala Yeditepe Üniversitesi’nde tez öğrencisi olarak eğitimini sürdürmekte ve Marcus Graf’la asistan küratör olarak çalışmalarına devam etmektedir. Aynı zamanda 2015 Aralık ayı itibariyle artmaslak.com adlı sitenin sanat editörlüğünü de yapmaktadır.

All posts by Melike Bayık →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: