Kapat

Açıklayalım…

Güncel Sanat’ın anlaşılma ve iletişim kurma
sorunları üzerine / 2. bölüm

Ayşegül Çinici Yazıcı

Gülümsememek elde değil.

Açıklama bekleyen izleyicimiz beklemeye dayanamamış, kendince duruma bir netlik kazandırmaya çalışmış. İlk görselden birkaç gün sonra aynı platformda karşımıza çıkan bu ikinci görselde – hafif hafif dokunduran, gençliğe özgü alaycılığı bir kenara bırakırsak– olumlu bir yön var. Anlamak istiyorsak sergiye katılmamız gerekmektedir deniyor…

Daha ne isteriz? İzleyicimiz işin birinci kuralını çoktan kavramış; katılımcı olmak, anlamadığımız şeyler hakkında soru sorabilmek ve bu engeli aşabilmek için bir ön koşul değil midir? Bugün katılımcı olmak, çekinmeden soru sormak ve özgürce yorum yapmak güncel sanatın davetkar ve dostane karakter özelliklerinden biri. Bazı sanat eserleri onlara dokunmamıza izin vererek, katılımımız sayesinde çoğalıp büyüyor, dönüşüp tamamlanıyor. Ama gözlemlediğim kadarıyla bunlar yine de yeterli değil. Günümüz insanının bırakın katılımcı olmayı, katıldığı vakit dinlemeye, dinlediği zaman özümsemeye, aklında biriken soruları da sormaya ne sabrı kalmış, ne de cesareti.

Burada birçok sebep olduğu aşikar ama aklımda beliren sorulardan biri şu; acaba güncel sanat klasik güzellik anlayışımızı fazlasıyla değiştirmiş olduğu için mi rahatsız hissediyoruz? Ünlü yazar Proust ‘güzelliği sadece süslü altın bir çerçeveden baktığımız zaman görürüz’ derken aslında güzellik algımızın bize tanımlanmış, empoze edilmiş olan ile sınırlı olduğunu ve sadece aşina olduklarımızı güzel bulmayı tercih ettiğimizi ifade ediyor. Medya ve kitle iletişim araçları her gün bize Kim Kardashian’ı gösterirse onun normları üzerinden yeni güzellik idolü tanımını oluşturuyor, ne kadar çok Degas, Renoir ve Monet tabloları görürsek sadece benzer yapıda eserler ile sanatı özdeşleştirebiliyoruz. Bu yüzden de Dünyanın Çöpü’ne benzer eserler ile ilişki kurmakta daha çok zorlanabiliyoruz. Oysa bugünün sanatçısı fırça ve boya kullanma hünerlerinin yanısıra, bir dedektif gibi iz sürebiliyor, bir mimar, bir politikacı, bir bilim insanı gibi düşünüp üreterek eserlerini vücuda getiriyor. Dolayısıyla onu sanatçı olarak tanımlayabilecek asıl şeyin dünyayı ve hayatı deneyimleme şeklimizi değiştirmeye çalışmak olduğunu kabul etmemizi bekliyor.

Güncel sanatın sıklıkla kullandığı yöntemlerden biri daha yanlış anlaşılıyor. Günümüz sanatı gündelik hayatta basit şeylerden alınan temel zevklere de tanıklık eder. Emin olun, örneğin Amerikalı sanatçı Jasper Johns’un bronz bira kutularını bir müzede izleyen birçok sanatsever ‘Bu da sanat mı?’ diye içinden homurdanıyor. Belki bu tip eserler yeterince dramatik veya sarsıcı değil, ama aslında tam da bu özellikleri onları faziletli kılıyor. Kabul edelim artık; yeterince travmatik bir dünyada, bombalar arasında slalom yaparak yaşıyoruz. Bütün bunlar olurken merak ediyorum, zaman zaman büyük söylemlerden uzak, daha iddiasız ve mütevazı nesnelere bakma ihtiyacı duymuyor musunuz? Veya bunlara bakarken, aslında ihmal ettiğimiz küçük ‘an’ların veya sıradan ‘şey’lerin aslında ne kadar değerli olabileceğini hissetmiyor muyuz?

Bir de şu zanaatkarlık meselesi var. Güncel sanat eserlerinin birçoğu ‘işçilik’ özellikleri yönünden sanatseverlerin çoğunu halen ikna edemiyor. Kendi yakınımdaki birçok koleksiyoner arkadaşımdan biliyorum; itiraf etmeseler de, eserlerin yaratım sürecinde eğer Michelangelo’nun Sistine Şapel’i sürecindekine benzer insanüstü bir çaba varsa o sanatçının eserini bir diğerine oranla daha kıymetli buluyorlar. Oysa bugün bu acımasız değerlendirmeye ve haksız kategorizasyona saplanıp kalmak çok doğru olmaz; nitekim artık sanatçı olmak için ille de elle tutulur birşeyler yapmak gerekmiyor. Bir kamusal mekanda insanların birbirine karşı daha az soğuk ve sıkıcı geleceği bir etkileşim biçiminin koreografisini yapmakla da sanatçı olunuyor.

Güncel sanatın bize nasıl ve ne şekilde sunulduğu da iletişim kanallarının berraklığı açısından önem taşıyor. Müze ve galerilerin tasarımı ve sergileme kurgusu meselesi günümüzde öyle bir boyut kazandı ki, artık hatırı sayılır mimar ve akademisyenler ‘müze mimarisi’ kavramı üzerinden tartışıyorlar. Serginin mekansal kurgusu ziyaretçinin gezisine direkt olarak dikte ediyor. Günümüzde bir sergiden olumsuz hisler ile ayrılıyorsak suçu kolaylıkla sanat eserlerine atabiliyoruz, oysa içerikten bağımsız olarak yanlış yerleştirilmiş, doğru enerji ve hareketi yaratamamış, iyi aydınlatılmamış, hatta sorunlu altyazılarla donatılmış mekan düzenlemelerinin pay sahibi olduğunun ne kadar farkına varabiliyoruz? Bu noktada sergiyi kuranların- küratörler, kurum çalışanları ve sanatçıların- senaryoyu yazdığını, mimarların da filmi çektiğini söylemek yanlış olmaz sanırım. (Meraklısına önemli not; İngiltere’de Tate Modern’in yeniden gözden geçirilen kat planlarını incelemeniz özellikle tavsiye edilir. Katlar terapi odaklı sanat anlayışına göre yeniden düzenlenirken, sanat yapıtlarının değil sadece onların düzenlenme ve sunulma biçimlerinin değişmesi gerektiği üzerinde durulmakta, galeri katlarının da tarihsel sürece göre değil önemli duygulara odaklanarak tasarlanması fikri üzerinde yoğunlaşılmaktadır.)

Değişen dünya ve paralelinde değişen günümüz sanatı çok yönlü bir deneysellik sürecinden geçiyor. Bu da hemen herşeyin artık ‘sanat olabileceği’ anlamına geliyor.  1960-70’lere kadar sanatta hemen herşey denendiği için, sanatın sonuna geldiğine inanılıyor ancak bu elbette, gelecekte yeni ve heyecan verici yapıtların olmayacağı anlamına da gelmez. Sanat her zaman keşiflerin arenası olmuştur ve güncel sanatın en keyifli özelliklerinden biri de halen meydan okumaya açık olmasıdır. Günümüz sanatını felsefenin bir alt branşı olarak kabul etmemiz belki bu deneyselliklere daha tahammüllü olmamızı sağlayabilir.

Son olarak şunu söylemeden noktayı koymayalım: Sanata layık olduğu hürmeti göstermek için onu sonu gelmez şekilde incelemek gerekmiyor; bir yapıtta güçlü bir biçimde sergilenen iyiliği hayatın doğal akışına taşıyarak da ona saygı gösterebiliriz.*

 

* Terapi olarak Sanat/  John Armstrong, Alain de Botton

About the author Ayşegül Çinici Yazıcı

Ayşegül Çinici Yazıcı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Ana Sanat Dalı mezunu. Yüksek lisansını da aynı üniversitenin Sinema-TV Bölümü’nde tamamlayan Yazıcı, 2009 yılından beri Plato Sanat’ın direktörlüğünü yapıyor ve Plato Meslek Yüksekokulu Grafik Tasarım Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Mimarlık, tasarım, tipografi, edebiyat özel ilgi alanları arasında. Aynı zamanda çağdaş sanat koleksiyoneri.

All posts by Ayşegül Çinici Yazıcı →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: