Kapat

Madalyonun Öteki Yüzü Mü?

Melike Bayık

Fransız Hükümeti bursu ile iki yıl Paris’te kalan İsmet Doğan, ilk eserlerini 80’lerde Dadaizm’in tekniklerini -kolaj, montaj, grafiti ve ready made- kullanarak ortaya çıkarmıştır. O dönem yapıtlarında bir düşünür olarak da ele aldığı konu Türkiye tarihinde, özellikle batılılaşma, modernleşme projesinin dayatmış olduğu, -temellük ettiği- şiddetin ve travmanın etkileridir. Doğan’ın işlerinde Latin harflerinin sunulması, 20. yüzyılın başlarında Türkiye’de gerçekleşen dil reformu neticesinde olmuştur. Doğan’a göre, bu politik araçsallaştırma daha sonra toplumun kendi kültürüne karşı yabancılaşmasına yol açmıştır. Doğan’ın modernleşme sorunsalını, tuvali üzerinde kelimeler (Logos, BâBâ gibi) veya rastgele dağıtılmış harfler ile aynalar kurgulamış; ve bunlar bugüne kadarki çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olarak devam etmiştir.

2000’lerdeyse yapıtlarında başka bir boyut üzerinden ilerlemeye başladığını ve eserlerinde aynalar kullandığını görürüz. Aynalar, Doğan için temel bir çalışma materyali haline gelir. Yarı mat veya saydam aynalar ile iç ve dış bükey aynalar içinde seyirci akseder, çoğalır ve kendi bedeniyle bir yabancı olarak karşılaşır. Dahası bir başka şey olarak, sanat yapıtının bir parçası olarak işlev görür. Son dönem çalışmalarında ise (fotoğraf, resim, kolaj, heykel, video, film ve enstalasyon medyumları ile) melez (hibrid) bir teknik ve anlatı inşa eder.

 

M.B. : Sizden söz ettikten sonra asıl meseleye gelirsek Approprations Serisi’nden söz eder misiniz? Bu seri nasıl ortaya çıktı? Siz buraya nasıl geldiniz?

İ. D. : Sigmund Freud’un “yer değiştirme” meselesinden (rüyalar içindeki yer değiştirme) yola çıkarak bir şekilde Approprations Serisi’ne geldim. Çünkü benim de rüyalarımda tuhaf yer değiştirmeler vardı. Aslında bu yer değiştirmeler 1980’lerden beri sorguladığım bir şeydi. Approprations, literatüre temellük etmek olarak yerleşmiştir. Orada Batı’nın dayattığı, ben tekrar ve tekrar temellük edileni temellük ederek yerinden ediyorum ve bu beni rahatsız ediyor. Çünkü epeydir Batı’nın kolonyalist tavrının yaptığı bir şey bu temellük etme. Bu benim sık kullandığım ve kendi kendime geliştirdiğim bir aygıt. Burada aygıt, Agamben’in ifade ettiği gibi, ”Belli bilme biçimlerinin koşullarını oluşturan ve bu bilme biçimleri tarafından koşulları oluşturulan güç ilişkisi stratejileri bütünüdür”. Karşılaştığım, maruz kaldığım şeyi yeni bir bağlamda ele alıyorum, müdahale ediyor ve temellük edileni kendime mal ederek yeni bir bağlama oturtuyorum. (recontextualisation) Dayatılan verili her şeyi bozuyorum, yerinden ediyorum, iç içe geçiriyorum, parçalar çıkarıyorum; kesişmeleri, farkları ve benzerlikleri keserek, biçerek ekleme ve çıkarmalar yapıyorum. Yer(inde) değiştirmeler yapıyorum. Kısaca Approprations Serisi bu düşünceyi irdeler.

M.B. : Approprations Serisi bize ne anlatmak ister? Bu serinin içeriği nedir?

İ. D. : I am the other artist / Öteki bir sanatçı olarak kendimde batı sanat tarihini ve batı çağdaş sanat tarihini eleştirme hakkı görüyorum. Çünkü Batı’ya olan özentilik, tapınma ve kutsama süreci yüzünden bize sürekli modern olmak gerekliği dayatıldı ve dayatılıyor da. 80’lerden itibaren Batı modernitesini, hem yukarıdan dayatılan “resmi ideoloji”yi hem de üst-kültür politikalarını eleştirmeye çalışıyorum. Dolayısıyla Batı’nın sanat tarihi yazımıyla ilgili de bir sıkıntım var. Çünkü meşrulaştırma da artık bir meşruiyet sorunu ile karşı karşıya ve her anlamda Batı’nın meşruiyeti sarsılmış durumda. Bu yaptığım elbette Batı’ya bir ek, ancak bu Batı’ya bir eklemlenme değil. Artık “Dünya Sanat Tarihi”nden bahsetmek gerekiyor. “Batı Sanat Tarihi”ne eklemlenmenin bir anlamı kalmadı.

M.B. : Aprroprations Serisi ve Jeff Koons’un yaptığı “gazing ball” adını verdiği eserler hakkında benzerlik ve farklılıklar açısından nasıl bir değerlendirmeniz var?

İ. D. : Jeff Koons meselesine de yukarıda söz ettiğim noktadan bakmak gerekiyor. Çünkü o merkeze alınıyor ve sonucunda bir başkası (Jeff Koons) bana üstün kılınmaya ve dayatılmaya çalışılıyor. Sorun şu ki, buradaki bütün sanatçılar (küratörler, galeriler vs.) Batı’da yer almaya çalışıyorlar. Ben ise tam tersi, yıllardır bunun eleştirisini yapmaya çalışıyorum. Sadece Batı’da “görünür” olmak, örneğin bu sorundan dolayı politik-stratejik tutumum. Halen modernliğin içerisindeyiz ve modern birey politiktir.

Nasıl mı? Walter Benjamin’in “Bir sanat eseri, ilkesel olarak, her zaman yeniden üretilebilir-çoğaltılabilir bir nitelik taşımıştır.” düşüncesinden etkilenerek; buraya her şey reprodüksiyon aracılığıyla geliyor ve ben reprodüksiyonla, temsille, kopyasıyla karşı karşıyayım aslında. Maruz kaldığım bu temsil biçimlerine, görüntülerine bir şekilde rahatsızlık duyuyorum ve onun “iz”ine müdahale ediyorum; tıpkı Duchamp’ın Mona Lisa’ya bıyık koyması gibi. (1983’de edindiğim Ş. Aysan’ın M. Duchamp kitabının da bu düşüncelerimin pekişmesinde ayrı bir yeri var. Hala o kitabı saklarım.) Dolayısıyla ben bir reprodüksiyonu alıyorum ve üzerine bir ayna yapıştırıyorum. Burada kendi kendime Batı sanat tarihi eleştirisi-yorumu yapıyorum. Mesela hocalarım bana, “Paris’e git ve resimlerin orijinallerini gör,” demişti ama ben buna hep temkinli yaklaşmışımdır.

İmgeleme, bilgiden daha önemlidir. Bana dayatılan temsili imgeyle sorunum vardı. Örneğin; Kelimeler ve Şeyler’i okuyordum ve hemen ardından Velázquez’in “Las Meninas” (1656) tablosunun reprodüksiyonu olan basılı bir imajına -kendisine değil- müdahale ettim (1999-2000). Öyle bir lüksüm olmadığının hep bilincindeydim, buraya hep reprodüksiyon aracılığıyla nüfuz ediliyordu. Ansiklopedi ve müze kitaplarında 2. el imgeler ile kuşatılıyordum. Aurası yok olan imgeye yeniden anlam veriyordum, onu yeniden yorumluyordum. Bu da bağlamı değiştiriyordu. Örneğin “Las Meninas” resmindeki ayna yansımasına somut dış bükey bir ayna yerleştiriyordum. Burada Batı’nın dayattığı bağlamı yerinden etme meselesi var.

Anlamlı olan şu: Ben reprodüksiyona maruz kalıp onun üzerine (olgu olarak iz’ine) bir ayna koyuyorum ama Jeff Koons (Baba-logos) bunu biraz değiştirerek bir isim verip “ball” diyor ve teknolojiden de yararlanarak aynada renk kullanıyor. Neredeyse tüm klasik sanat yapıtlarının üzerine değil, önüne ayna koyuyor, üzerine yapıştırılmış gibi duruyor. Çok tuhaf değil mi? Korelasyon sorunu olduğu apaçık görülüyor. Van Gogh’a da uyguluyor, başkasına da… Sonsuz üretebilir! Burada sorun, ben orijinali (aslı) ve kopyasıyla uğraşırken Batı merkezdeki birisi bunu sorgusuz sualsiz yapabiliyor. Burada da işkilleniyorum. Şüpheleniyorum.

M.B. : Geçmişten bugüne Doğu’nun Batı’ya olan özenmesi karşısında ilk kez zıt bir durumla karşı karşıya kalınıyor gibi ve Batı’nın merkezinde olan dünyaca ünlü bir sanatçı periferide sayılan Doğu’daki bir sanatçının eserine benzer bir eser üretiyor. Sizce bugün buradan bakınca Doğu ve Batı arasındaki ilişki nasıl? Artık Batı Doğu’yu mu örnek alıyor?

İ. D. : Bu 90’larda bana çokça sorulan bir soruydu. Doğu-Batı diye bir şey kalmadı. Artık Doğu-Batı dikotomisinden, ikiliğinden bahsedemeyiz. Dediğiniz gibi burada ilk kez tersine bir şey oluyor. Örneğin “Benzer İşler” diye Facebook’da bir sayfa var. Periferi olan bir coğrafyada, Türkiye’de (Batı’nın her zaman periferisiyiz) tersine bir şey oluşuyor. O da şu: “Benzer İşler”e baktığımızda gençlerin batılı bir sanatçıdan intihalini görüyoruz. Burada oluşan şey ise periferide olan birisinin merkezde olan star bir sanatçı tarafından benzer “işi” olarak tersine dönmesi. Yani ilk kez tersine bir oluşum oluyor.

İsmet Doğan’ın bir benzerini Jeff Koons oluşturuyor. Dolayısıyla bu, Batı’da Paris ya da Londra’da olsaydı bir haber niteliği taşır, gündem oluştururdu. Jeff Koons ve İsmet Doğan’ı internette araştırdığımızda “Neden Jeff Koons yapıştırıyor?” diye baktığımda hiçbir şey bulamadım. Öte yandan neden sanat tarihinden alıntılar yapan İsmet Doğan, Paris ya da Londra’da değil de burada, İstanbul’da yaşıyor?

Buradaki sanatçılar Londra, Paris ya da New York’ta yaşadıklarını sanıyorlar. Ben hala burada yaşamayı çok önemsiyorum. Çünkü burada yaşamak için nedenlerim var. Paris’te kalabilirdim ama burada yaşamayı seçtim. Ben Batı sanat tarihinde yer almayı düşünmedim, orada olmak isteyenlerin aksine benim eleştirdiğim orada olmamaya çalışmaktı. Ancak sadece karşı olmakla yetinmeyip, karşı olduğum şeye yönelik “farklı bir söylem” de ortaya koymam gerekiyordu. Yani periferi olan bir yerden merkezi eleştirmeliydim, çünkü bu bana bırakılan, kalan tek hakkım aslında. Batı modernitesi, ben ve öteki gibi kavramlar kurarken yine aynı modernite, merkez ve periferi kavramını kuruyor. Yani ben ve öteki gibi. Ben hep periferide olduğumun bilincindeydim. Her zaman öteki olduğumun bilincindeydim ve ona göre işler yaptım. Dolayısıyla Jeff Koons’u çok anlamlı bulmuyorum. Ben izleyiciyi yapıtın içine dahil ederken özellikle 1992’de Taksim Sanat Galerisi’nde ve 1999‘da AKM yerleştirme sergisinde olduğu ve söyleşilerimde de bahsettiğim gibi, izleyen-izleyiciyi sorunsal haline getirip tartıştığımı herkes bilir. Bu nedenle düz ve düz olmayan AYNAyı kullanışımın bir tarihi var. Anish Kapoor gibi ben de Paris ya da Londra’ya yerleşip merkezden üretebilirdim. Ben de Türk kökenli birisi olarak New York, Londra veya Paris’te sürdürüp üretebilirdim. Ama ben bedensel olarak burada olmayı -ağır bedellerine rağmen- tercih ettim. Jeff Koons ya da Anish Kapoor gibi bir lüksüm hiç olmadı.

O yıllarda bu aynanın kalıbı için çok uğraştım. Fırınlar sadece 1 metre ve 90 cm’di. Koşullara rağmen yapabildiğim, o an sadece buydu. Anish Kapoor -biraz da satış odaklı olarak- bir milyon dolara bir dış bükey aynayı satarken ben ise bu yapıtı sadece bir kimlik probleminden dolayı üretmeye başladım.

M.B. : Türkiye’de İsmet Doğan deyince akla ne gelir? Hangi serileriniz ya da eserleriniz direkt göz önüne gelir?

İ. D. : Türkiye’de İsmet Doğan deyince akla aynalar ve harfler geldiğini, geçtiğimiz yıllarda bir eleştirmen atölyeme ilk defa geldiğinde söyledi. Bunu herkesin de böyle bildiğini ifade etti. Buradaki hafızayı meşru kılmış oldu. Dostoyevski nasıl St. Petersburg’da ve oraya kendini ait kıldıysa, ben de kendi tarihimi burada –İstanbul’da- oluşturdum.

M.B. : Sonuç olarak ne demek istersiniz?

İ. D. : Sonuç olarak Appoprations ile dünyada anlatmaya çalıştığım, kitapta söylemek istediğim (Hybrid Works) yeniden bir yorumlamadır. Burada bir bağlam söz konusu. Ben bu bağlamı bozup yeniden yorumladım.

Kitapta yer alan ve neredeyse manifesto(!) gibi bir röportajı ya da düşüncelerimi Jeff Koons’dan dolayı ifşa etmek zorunda kalıyorum.

About the author Melike Bayık

İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 1991 yılında Antalya’da doğdu. Elliden fazla sergide küratör ve sanat tarihçisi Marcus Graf’ın yanında asistan küratör olarak çalıştı. “Pardon, Kaçıncı Kat?”, “Olmadı Kaçarız” ve “Melior Mundus/ Ne İyi Dünya” sergilerinin eş küratörlüğünü yaptı. 2013 yılında Yeditepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Yönetimi Yüksek Lisans Programı'na girdi. 2017 yılı Ocak ayı itibariyle Sanat Yönetimi Bölümü'nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta ve tez öğrencisi olarak da aynı bölümde eğitimini sürdürmektedir. 2017 yılı Şubat ayında ise Yeditepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe Bölümü'nde de ikinci yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 Güz döneminden bu yana İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi'nde Görsel İletişim Tasarımı, Grafik Tasarım ve Mimari Restorasyon Bölümleri'nde Sanat ve Tasarım Kuramları, Sanat Tarihi, Mimarlık Tarihi ve Müzecilik derslerini vermektedir. Aktif olarak İstanbul Art News, Plato Sanat Blog, Box in a Box Idea, Sanatatak, Artful Living gibi gazete, dergi ve bloglarda sanat yazılarına devam etmektedir. Aynı zamanda Marcus Graf ile asistan küratör olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

All posts by Melike Bayık →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: