Kapat

Batı Alman Seramiklerinin İzinde

Röportaj: Alev Berberoğlu
Sergi poster tasarımı: Melike Özmen
Tek vazo fotoğrafları: Erdem Erol
Vazo grubu fotoğrafları: Alev Berberoğlu

Reklamlar

“Bir koleksiyoncunun bir türlü ulaşamadığı bir şeyleri yoksa zaten koleksiyoncu olmayı çoktan bırakmıştır.” diyor Alper Mazman. Kendisi Okan Üniversitesi Sanat ve Tasarım Yönetimi Bölümü’nde akademisyen olmanın yanı sıra, tutkulu bir koleksiyoner de aynı zamanda. İncelikli bir koleksiyon uğraşının sonucu olarak hazırladığı sergisi “87 Vazo”, Galeri Artist Çukurcuma’da Ocak ayı boyunca sergilendi. Kendisiyle Batı Almanya seramiklerine duyduğu merakı, koleksiyonerlik sürecini ve kitap projesini konuştuk.

Sergi, 1950 ve 1960’ların Batı Almanya’sında üretilmiş, soyut desenli, seramik vazolardan oluşuyor. Bu vazolara ilginiz nasıl başladı ve koleksiyon süreciniz nasıl gelişti? Sergilenen 87 vazonun ortak özelliklerini anlatabilir misiniz?

Aslında her şey İngiltere’de doktora yaptığım yıllarda başladı. Boş zamanlarımda bit pazarlarını ve Oxfam gibi yardım kuruluşlarının açtığı ikinci el dükkanları geziyordum. Bu geziler sırasında bu seramikleri ilk defa fark etmeye başladım, özellikle renkleri dikkatimi çekiyordu. Ama 4 yıl boyunca hiç satın almadım. İstanbul’a döndüğümde internetten alışveriş yapmaya başladım ve bir şekilde bu seramikler ilgi alanıma girdi. İlk aldığım vazo hala koleksiyonumun bir parçası.

Sergilenen vazoların ortak özelliği Batı Almanya’da üretilmiş olmaları diyebilirim. Bu dönemde binlerce seramik vazo, tabak ve sürahi üretilmiş. 87 Vazo aslında bunun çok küçük bir parçasını sergiliyor. Koleksiyon özellikle bu üretimin en iyi örneklerini sergilemeyi amaçlıyor. Çok yakın zamana kadar bu seramikler kimsenin ilgi alanında değildi, genelde bit pazarlarında kutuların içinde satılıyordu. Ama son yıllarda önemli müzelerde bu seramikler sergilenmeye başladı.

1950 ve 1960’lı yılları kapsayan yirmi yıl, Batı Almanya’da yüzün üzerinde seramik atölyesinin aktif olduğu ve bu sanatın parlak dönemini yaşadığı bir süre. Dönemin seramikleri deneysel yaklaşımları, desenlerinin çeşitliliği ve dışavurumcu renk kullanımlarıyla öne çıkıyor. Modern sanatın tuvallerden vazolara uzanışı, özellikle geride bırakılan Nazi Almanya’sının sanata olan baskılarından şiddetli bir kopuşu da akıllara getiriyor. Bir yanlarıyla evin sakin ortamına ait objeler, diğer yanda bir isyan ve kaçış tınısı da var. Bu ilişkiyi nasıl yorumlarsınız?

Aslında bu seramiklerin en ilginç noktası bu sorunun cevabında yatıyor. Nazi Almanya’sının yenilmesiyle birlikte Almanya hızlı bir ekonomik yükselişe geçti. Bu çok şaşırtıcı bir durum değil aslında. Duvarın kapitalist tarafında kalan Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da inanılmaz bir tüketim patlaması yaşandı. Yeni bir genç nesil ortaya çıktı. Hatta bu genç kitleyi “teenager” kavramıyla tanımlayabiliriz.  Genç kitle tabii ki savaş öncesinde vardı, ama savaş sonrası bu gençlik kendilerinden önce gelenlerden daha fazla özgürlüğe, paraya ve zamana sahipti. Hatta bu dönemde Amerika’da birçok film tamamen bu yeni kitleye yönelik çekilmiştir. Savaş öncesinde çocukluktan çıktığın zaman yetişkin olmak zorundaydın. Genel toplumsal beklentiler çocukluktan çıkmış bir gencin hemen iş ve eş bulmasıydı. Savaş sonrası gençler artık yarı zamanlı işlerde çalışmaya başladılar, date etmek artık toplumsal tabu olmaktan çıktı. İşte belki de 1950’li yıllardaki üretim bu yeni gençliğin zevklerine hitap etmek zorunda kaldı. Bir zamanlar avangart olarak kabul edilen motifler ve formlar artık bir anlamda ana akım olmuş. Herkes yeni bir tarzın peşindeydi. Sanırım yüz yıl ortası modern tarz (mid-century modern) kavramı tam da bu dönemin bu yeniye duyduğu açlığı anlatıyor. Batı Almanya özelinde ise yeniye duyulan özlem bir kat daha artıyor. Uzun yıllar Nazi Almanya’da birçok sanatçı modern sanatı dışlayan, propaganda içerikli sanat anlayışıyla yaşamış ve siyasi baskılara maruz kalmış, 1937’de Münih’te 700’den fazla modern sanat eseri sadece alaya almak ve kötülemek için “Dejenere Sanat” isimli sergi açılmıştı. Kültürel muhafazakarlıktan kurtulan birçok seramik sanatçısı bir zamanlar tabu olan bu soyut motifleri tekrardan Alman toplumunun beğenisine sundu. Yeniyi arayan genç nesil sayesinde inanılmaz bir üretim gerçekleşti. Seramiklerin motifleri modern sanat tarihinden birçok referans içeriyor ama hiçbir seramik birebir herhangi bir sanatçıyı taklit etmiyor. Kandinsky, Miro ve Picasso gibi sanatçıların etkilerini bu seramiklerin motiflerinde görmek mümkün. Tabii Bauhaus okulunun prensiplerinin bazıları çalışma ve üretim aşamalarını etkilemiş.

Galeri mekanında tercih ettiğiniz sergileme yöntemlerinden bahsedebilir misiniz?

İki tür gruplandırma yaptım. Birincisi aynı firmaların 1950 ve 1960’lı yıllarda ürettiklerini seramikleri aynı grupta sergilemek. Burada amaç iki on yıl içerisinde üretimin farklılıklarını sergilemek. İkincisi ise motif ve renklerden yola çıkarak benzer tarzları grupladım. Amaç benzer tasarımların ve renklerin farklı firmalar tarafından üretildiğini göstermek.

Almak istediğiniz, takip ettiğiniz ama bir türlü ulaşamadığınız özel bir vazo var mı?

Olmaz mı? Bir koleksiyoncunun bir türlü ulaşamadığı bir şeyleri yoksa zaten koleksiyoncu olmayı çoktan bırakmıştır. Ulaşamadığım birçok seramik var. Zaten aradıklarımı buldukça yeni arayışlarla yer değiştiriyorlar. Sonu yok bu işin. Hep arayacaksın. Ulaşınca da yeni ulaşılmazlar yaratacaksın. İşin zevkli yanı bu. Çocukken oynadığımız define arama oyunları gibi. Her zaman bir yerlerde bir şeyler gizli olabilir!

Koleksiyonunuzun yarınını nasıl görüyorsunuz? Belirli bir koleksiyon politikanız, ileriye dönük hedefleriniz var mı?

Bu seramikleri ilk toplamaya başladığımda sadece renklerine göre topluyordum. Zamanla formlar daha fazla ilgimi çekmeye başladı. Özelikle Ruscha firmasının 313 numaralı formu belki de bu seramik devrimin en önemli işi diyebiliriz. Daha sonra araştırdıkça tasarımcıları takip etmeye başladım. Hanns Welling ve Kurt Tschörner benim için bu alanda çok önemli iki tasarımcı diyebilrim. Ruscha, Keto, ES Keramik, Carstens firmasının 1960’lı yıllarda ürettikleri, Krosselbach Schlossberg ve Van Daalen gibi firmalar özellikle koleksiyonumda özel bir yer teşkil ediyor. Şu an Batı Alman tabakları toplamaya başladım. Bütün bu bahsettiğimiz “teenager” olgusunu bu tabaklardaki figüratif işlerde görmek mümkün. Bu aralar bunun izinden gidiyorum.

Bu bağlamda bir kitap çalışmanız olduğunu biliyorum, onu anlatır mısınız?

Kitap işi aslında bu işin akademik yanı. Araştırma için Almanya’ya gittim ve bazı şehirlerin arşivlerini ziyaret ettim. Buralarda bu seramiklere ait katalog ve reklam dokümanları topladım. Kitap için daha çok uzun bir yol var, ama kitap bittiğinde yine de eksik bir kitap olacak. O kadar fazla firma ve seramik çeşidi var ki bir yazarın bunların hepsini bir kitap altında toplaması imkansız. Benim yapacağım sadece küçük bir seçki olacak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: