Kapat

İlk aşk’m David (!/?)

Haydar Akdağ

M.Sefa Çakır “Acil Sanat” manipülasyon – David, 2015 Afiş – Sticker

Mahallenin en yakışıklısı bizim David, yani Michelangelo’nun Davut’u. Aşk’ tariflerinde ilk an vardır ya; işte; O’an; sanatçının elinde durağanlaşır iken; bende can’dan can’a çoğalır. Çoğalan duyguları nasıl anlatsam? Üstelik yalnız olduğumu düşünmüyorum; ve soruyorum “Kaç bedende istekleri tetiklemiştir dersiniz?”…

Tahmin ediyorum ilk akla gelen cevapta estetiğin yeni karşılığı olan esnetilmiş hazlar ve en başta cinsellik geliyor olmalı. Haklısınız, haklısınız da; eser okumaktan bahsederken nereden bakıyorduk? Yüzeyde mi cevap; yoksa derinlerde mi? Gözün sınırlarına giren, akılda uyanan ve yeniden yorumlanan David/Davut heykeli neden hala hayatta?

Devamını oku

Meraklı Birisi İçin Biçilmiş Kaftan

Melike Bayık

“Fotoğraf Orhan Cem Çetin’in 16 Şubat’ta SANATORIUM Galeri’de açılacak olan “Benimsin” adlı sergisindendir.”

– İnsanlar sizi ve yapıtlarınızı biliyorlar ama yine de siz Orhan Cem Çetin, kısaca kendinizden ve sanatçı kimliğinizden bahsedebilir misiniz?

Uzun süredir fotoğrafçıyım. Fotoğrafı sadece sanat için, yani kendi inisiyatifimle değil, sipariş üzerine de üretiyorum. Uzun yıllar sektörde de çalıştım. Boğaziçi Üniversitesi’nde kısa bir süre mühendislik, daha sonra psikoloji okudum. Sosyal psikoloji alanında yüksek lisans yaparken, tez aşamasında bırakmak zorunda kaldım. Bir süre yuva öğretmenliği yaptım. Yine, bir dönem Boğaziçi Üniversitesi Dil Hazırlık Okulu’nda uluslararası geçerliliği olan bir İngilizce sınavı oluşturulurken projenin ilk aşamalarında yazılımcı olarak çalıştım. Her zaman aynı anda birden fazla iş yaptım. Fotoğraf malzemesi ithal eden firmalarda satış yöneticisi ve teknik yönetici olarak çalıştım; aynı anda üniversitelerde ders verdim, çevirmenlik ve düzelti de yaptım. Bugün de öyle. Bilinen sanatçı kimliğimin yanı sıra Bahçeşehir Üniversitesi ve Galata Fotoğraf Akademisi’nde eğitmenim. Atölyeler düzenliyorum. Farklı kurumlarda amatörlere fotoğraf eğitimi veriyorum. Bir yandan sektörde danışmanlık yapıyorum. Editoryal fotoğrafçılık ve tanıtım fotoğrafçılığı, hatta portre fotoğrafçılığı yapıyorum. Çeviri yapmayı da sürdürüyorum. Çocuk kitapları ve tabii fotoğrafçılık hakkında metinler çevirmeyi seviyorum. Çok meraklı birisiyim. Boş duramıyorum. Sakin tabiatlı olduğum söylenir ama ben hiperaktif olduğumu düşünüyorum. Boş kaldığım zaman zihnimi kötü düşünceler istila edecekmiş gibi geliyor. Kendimi sürekli meşgul etmem gerekiyor.

Devamını oku

Koleksiyonerin Rolü

Marcus Graf

Çevirmen: Feride Ceyda Erdemli

Art International ve Contemporary Istanbul’un dikkatlerimizi bir süre önce sanat toplayıcılığına çekmesinden sonra, koleksiyonun anlamını ve sanat koleksiyonerinin rolünü yeniden tartışmanın zamanı geldi.

Çağdaş sanat koleksiyonu yapmanın üç nedeni vardır: Tutku, prestij ve yatırım. Gerçek koleksiyoner için önemsiz nedenler olduğundan son iki nedeni es geçiyorum. Çünkü bu, tutkuyla, bilerek ve biraz da sanat danışmanları ve uzmanların yardımıyla yapılırsa zaten para da kazanılır ve prestij sahibi de olunur.

Devamını oku

Mektup

Olafur Eliasson ve arkadaşlarından sanat öğrencilerine sesleniş

Derleyen: Ayşegül Çinici Yazıcı

Sevgili öğrenci,

Bizler, -Institut für Raumexperimente*’deki birkaç hocanız- bir araya gelerek sizlere bir ders planı vermek yerine, bir mektup yazmaya karar verdik. Üzgünüz ama ideal bir ders müfredatı olduğuna inanmıyoruz. Aslında açıkçası, üzgün filan da değiliz.

Bizler, bir şeyleri yaptıktan sonra diğerlerine de öyle yapmaları gerektiğini söylemeyiz. Daha ziyade nasıl öğrenileceğini öğrenmeye çalışırız ve bu yol üzerinde yol alırken, kendimizi değerlendirir, eleştirir ve her zaman birlikte yol almaya çalışırız. Diğer sanatçıları da bizimle birlikte düşünmek için davet ederiz. Kırılganlık ve hassasiyet riskini göze alıp şüphe ve belirsizliğin verdiği güçlü huzursuzluğu yaşamayı tercih ederiz. Paylaşılan hassasiyet iyidir. Konfor bölgelerimizin dışına çıkmaya, çaba sarfetmeye, alternatifler sunan reddetmelere inanırız.

Devamını oku

“Evdeymiş gibi”

Tuğçe Yaman

Habitat, içinde yaşadığımız, değerlerlerimize göre şekillendirdiğimiz, yahut hayatta kalmak adına dayatılan değişimlere uyum sağlamaya çabaladığımız, en önemlisi de kendimizi güvende hissettiğimiz yaşam alanlarımız anlamına geliyor. Öyle ki psikiyatride ev, anne rahminin yerini tutar. Evden dışarıya adımımızı attığımızda evin kendisi, biraz uzaklaştığımızda sokağımız, sonra semtimiz, şehrimiz hatta ülkemiz bir anda habitatımız oluverir. Bellekte alışkanlıklarla yer edinen mekan gözden kaybolduğunda hissedilen tedirginlik bunun en büyük kanıtı. Yaklaşıldığı andaki rahatlık da…

Devamını oku

NOHlab (Candaş Şişman ve Deniz Kader) ile Yeni Medya Sanatına Kısa Bir Yolculuk

Işıl Aydemir

+ Öncelikle bize biraz NOHlab’den bahsedebilir misiniz? Kimdir ve nasıl kuruldu?

NOHlab ekibi çekirdekte Deniz Kader ve Candaş Şişman’dan oluşuyor. Birlikteliğimiz 1999 yılına dayanıyor, lisede plastik sanatlar eğitimi aldık daha sonra üniversite eğitimimizi animasyon ve hareketli görüntü üzerine tamamladık. Üniversite dönemimizde bir yıl Hollanda’da multimedia tasarımı üzerine çalışma fırsatı bulduk. Bu süre zarfında Hollanda’da birçok yeni medya festivali ve çalışmalarını gözlemleme şansımız oldu. Uzun bir süreci kapsayan bu birikimi 2011 yılında ismini verdiğimiz NOHLAB oluşumumuzun çatısı altına topladık. Pek çok farklı disiplini barındıran bir yapımız var, yeni medya diye tabir ettiğimiz alanda ürettiğimiz işleri birden çok disiplini bir araya getirerek ortaya çıkarıyoruz. Proje geliştirdiğimiz alanlar, hareketli grafik olarak tanımladığımız animasyon, kısa film, video mapping, alan tasarımı, görsel işitsel performans ve yerleştirme sanatı (enstalasyon). Çalıştığımız çeşitli marka ve kurumlardan bazıları Chanel, Pink Floyd, Ars Electronica Festivali, İstanbul 2010 ajansı, Nike, Land Rover, TedX ve Scriabin Müzesi.

Devamını oku