Kapat

Sergilerin Tipografik Yolculuğu / 2. Bölüm

Ayşegül Çinici Yazıcı
Plato Sanat Direktörü

Reklamlar

Yolculuğa kaldığımız yerden devam edelim…

Plato Sanat’ta, 2013 yılında gerçekleştirdiğimiz Balat? Sergisi, Balat’ta olmanın, Balatlı kimliğinin ne olduğunu tartışan bir misafir sanatçı programıydı. Serginin tipografik kimliği, yazı karakterinin kendi üzerinde barındırdığı özelliklerinden ziyade, -ki Balat yazısı son derece sade hatta anonim bir karakterle ifade edilmişti- çevresinde bulunan yarı oryantal, yarı arabesk diyebileceğimiz grafik öğeler ile destekleniyordu. Neticede, Balat semtinin, bir çevre kimliği olarak üzerimizde bıraktığı genel ‘aura’nın izleri bu tasarımda açıkça hissediliyordu. Tasarım süreci hiç de sancılı geçmedi ve bu tasarım yarım saat içinde ortaya çıkarak tüm ekip tarafından ‘budur!’ diye onaylandı. Demek ki, ‘Balat’ hepimizde benzer bir etkiyi uyandırıyordu. Akademi yıllarında bolca işittiğim ve kulağımda çınlayan o sözler gerçek bir uygulamada karşılığını buldu; tipografik öğeler bulunduğu alan ve dönemin temel verilerini içerir, kendi mekanını, ait olduğu çevresiyle ilişkilendirir.

gorsel2

Rejenerasyon. 011 Web Bienali sergisi ise bambaşka bir durumla karşı karşıya kaldı. Bu sergide, ilk defa internet üzerindeki sanatın, yani net sanatının bazı örneklerinin sanal mekanından çıkıp Plato Sanat’ın gerçek mekanına taşınmasını sağlamıştık.

Sergide oldukça fazla sayıda eser bilgisayar, laptop ve dev projeksiyonlarda ve tahta platformlar üzerinde sergileniyordu. Bu bilgi yoğunluğunun bir şekilde tipografiye de yansıması gerekiyordu. Buradaki yığılma, katman katman olma ve ağ kurma hissi sergi alanındaki tipografik uygulamalardan daha çok sergi kataloğu, davetiyesi vb gibi diğer görsel araçların üzerindeki tipografik ifadelerde vücut buldu. Sergi alanındaki tipografik uyarlama ise mekanın yoğunluğu göz önüne alınarak, biraz daha sade haliyle bırakılmıştı. Geriye dönüp baktığımda burada en fazla sorguladığım unsur doğrusu fuşya rengini kullanmamız oldu. Artık mekandaki neon vs. kullanımının etkisi mi, net sanatının çağrışımları mı bu rengi çağırdı, buna cevap vermek zor. Kimi zaman tasarımlar içgüdüsel seçimlerle de şekilleniyor diyelim…

gorsel3

gorsel4

Bir diğer ilginç çalışmaya dönersek Bilgi Dizisi sergilerine bakmamız gerekir.
Bilgi Dizisi sergileri ortaya attığı seri sergi konseptiyle baştan aşağı özgün bir projeydi. Sanat ile bilginin üretimi, paylaşımı ve arşivlenmesi arasındaki ilişkiyi tartışan üçlü bir dizi halinde gerçekleşen sergiler, süreç odaklı bir sergi yapısı ve mekan tasarımına sahipti. Bir serginin sonunda varolan eserler mekandan kaldırılmayarak, ikinci serinin eserleri de ekleniyor, dizinin sonunda da eserler üst üste yığılarak mekanda çoğulcu ve heterojen bir görselliğe ulaşılıyordu.

Bu durum sergi kataloglarındaki tipografik uygulamalarda, öncelikle seri ilerledikçe giderek koyulaşan renk ifadesiyle vurgulandı. ‘Bilgi’ kavramını grafik olarak ifade eden unsurlar ise soyut, kavramsal zemin dokularıydı. Aslında burada hemen göze çarpmayan, ‘kuytuda kalmış’ en sevdiğim unsurlardan biri de noktalama işaretlerinin gizli gücüne başvurmak olmuştu. Günümüzde giderek artan hashtag’lerin, emojilerin ve daha nice işaretlerin varlığı arasında klasik mi klasik eğik çizgilerin buradaki ifadeleri pekiştiren yardımcı elemanlar olarak kullanılması beni heyecanlandırmıştı. Tipografi severlere buradan naçizane bir tavsiye; eğer sayısı her geçen gün artan, kimi zaman başarılı, kimi zaman çöplük niteliğindeki yazı karakterleri arasında seçim yaparken başınız dönüyorsa; sade ve klasik olan ile yetinip noktalama işaretleriyle neler yapabileceğinize bir bakın… İnanın doğru yerde işinize çok yarayacaklar…

gorsel5

gorsel6

Kimi zaman, bir serginin tipografisi adındaki ‘kriz’ ifadesi noktaların ters dönüp üst üste gelmesinden, kimi zaman da kitapların üstüste dizilmesinden etkilendi. Örnekler buradaki birkaç sergi projesinden ibaret değil. Daha fazla merak edenler websitemizi kurcalayıp buradaki ipuçları üzerinden yola devam edebilirler.

gorsel7

gorsel8

Tüm bu tasarımlarda ortak bir yapı olduğunu söylemek mümkün; o da içinde olduğunuz projeyi tüm yönleriyle tanımak ve içselleştirmek gerekliliği. Eğer sanatçının bizzat kendisini tanır, atölyesinde veya galeride eserlerine dokunursanız, harfler de kendiliğinden, birer ikişer kafanızda dans etmeye başlıyor. Yani öncelikle sanatçıların eserleri kuvvetli birer ilham kaynağı bizler için. Bu yüzden ‘malzeme zaten böylesine bol ve harika iken’ tasarım yapmak da daha zevkli, kabul edelim… Çünkü grafik tasarımcının temel yakınması öncelikle malzemenin kalitesizliğidir, oysa burada malzeme güncel sanatın ta kendisi dolayısıyla maça zaten bir sıfır önde başlıyorsunuz. Unutmamak lazım; yaptığınız tüm tipografik vurguların neticede serginin konseptini ve eserleri ezmemesi, tam tersine serginin bütünselliğine dozunda bir tatlandırma yapması bekleniyor.

Robert Bringhurst’un çok sevdiğim sözünde de olduğu gibi; tipografi içeriği onurlandırmak için vardır.

About the author Ayşegül Çinici Yazıcı

Ayşegül Çinici Yazıcı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Ana Sanat Dalı mezunu. Yüksek lisansını da aynı üniversitenin Sinema-TV Bölümü’nde tamamlayan Yazıcı, 2009 yılından beri Plato Sanat’ın direktörlüğünü yapıyor ve Plato Meslek Yüksekokulu Grafik Tasarım Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Mimarlık, tasarım, tipografi, edebiyat özel ilgi alanları arasında. Aynı zamanda çağdaş sanat koleksiyoneri.

All posts by Ayşegül Çinici Yazıcı →

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: