Kapat

Üç Mekan, Üç Beden (!/?)

Haydar Akdağ

Sevgili;
Bedende üç mekan vardı;
Sen, ben ve o (!/?)
Tepeden tırnağa zaman;
Aklı, kenti ve kimliği var ediyordu;
Bütün kadim, keskin ve kentli;
Tek satırda bize yer vermez;
Dedim ya;
Sen, ben ve o vardı…
Ben seni içselleştirmenin aşkında;
Sen bi farkında kendi telaşında;
O ise bütün ihtimaliyle;
Tüm zamanda şansta (!/?)

Devamını oku

YURTTAN SESLER

Melike Bayık

1. İnsanlar sizi ve yapıtlarınızı biliyorlar ama yine de siz İrfan Önürmen olarak, kendinizden ve sanatçı kimliğinizden bahsedebilir misiniz?

Yaşam biçimi olarak sanatın içindeyim ancak, “ben sanatçıyım” demekten her zaman kaçınmışımdır. Çocukluğumdan beri kendimi hep ressam hissettim. Yaşamdaki her olguya ressamın penceresinden baktığımı söyleyemem ama bu hissin beni biçimlendirdiğini söyleyebilirim. Yapıt üretmeyi, olan bitene katlanmanın bir yolu olduğunu düşündüğüm zamanlar da oldu, kendimi daha anlamlı hissettirdiği zamanlar da. Hayatın ağırlığından kaçmak gibi de anlayabiliriz belki. Ama başka türlü bir ağırlığın altına girdiğimin de bilincindeyim. Bundan kurtulmak için de her gün atölyeme gidip bir şekilde çalışırım. Malzemeye ilgim vardır ve üretim serüvenim içinde kendime yeni alanlar açmak için denemeler yaparım. Üretim sürecimde çatallanmalar yaşarım. Farklı yollardan yürüdüğüm olur. Tuval resmiyle bağımı hiç koparmadım. Dönüp dolaştığım yer boya resmidir hep. Son zamanlarda boyadan farklı bir malzeme olan tül ile işler üretiyorum. Diğer farklı bir malzeme olarak gazete ile yaptığım yerleştirmeler, heykeller, rölyefler ve arşivler daha sosyolojik kavramlar üzerinden düşündüğüm işlerdir. Şimdilerde alçı ve beton heykeller deniyorum. Bu durum beni besliyor aslında. İçimde sanki ortak bir ruhu taşıyan birçok sanatçı var. Ben, aslında onları organize eden, aralarındaki trafiği düzenleyen, ortak ruhu koruyan kişiyim.

Devamını oku

BİR SİTEM PANELİ

Ebru Eren

Piramid Sanat’ın belli aralıklarla düzenlediği panellerin sonuncusu “Çağdaş Türk koleksiyoneri yalnız batı sanat piyasasını referans alarak nereye kadar gidebilir?” başlığını altında 3 Aralık’ta gerçekleşti. Konu Türk koleksiyonerlerin yerli sanat işlerindense yabancı sanatçılara orantısız yönelmesi ve bu durumun sanatçılar üzerindeki etkisi idi. Belli ki bu panel bir ihtiyaçtan, ciddi bir sitem etme gerekliliğinden doğmuştu.

Devamını oku

Hiç Olmamış!

“İşte Bu Stil Benim – All Stars” Eleştirel Düşünce ve Yazımda Kitle İletişimi ile Popüler Kültürün Zorlukları ve Tehlikeleri

Marcus Graf

18. yüzyılın ortalarından itibaren sanat, kültür, sosyoloji, politika ya da ekonomi gibi başka sosyal sistemlerle yakından bağlantılı olmuştur. Bunun neticesinde sanatçılar sosyo-kültürel ve sosyo-politik konularla doğrudan uğraşmaya başlamışlardır. Yoğun görsel kültürün hakim olduğu günümüzde ise sanat her yerde ve herkes bir sanatçı, tasarımcı ve yayımcıdır. Sanatın yavaş; fakat istikrarlı bir biçimde artan popülerliği, kurumların demokratikleşmesi ve sanat dünyasının erişilebilirliği olumlu ve değerlidir. Her ne kadar hali hazırda popüler kültürden, kitle iletişiminin en güçlü kurumu olan televizyon kültürü gibi popülist bir çöküşe kayma tehlikesi bulunsa da bu, vahşi kapitalizmin basit eğlence arzusunu beslerken, aynı zamanda bundan beslenen bir kitle kültürünü üretmektedir.

Devamını oku

Sergilerin Tipografik Yolculuğu / 2. Bölüm

Ayşegül Çinici Yazıcı
Plato Sanat Direktörü

Yolculuğa kaldığımız yerden devam edelim…

Plato Sanat’ta, 2013 yılında gerçekleştirdiğimiz Balat? Sergisi, Balat’ta olmanın, Balatlı kimliğinin ne olduğunu tartışan bir misafir sanatçı programıydı. Serginin tipografik kimliği, yazı karakterinin kendi üzerinde barındırdığı özelliklerinden ziyade, -ki Balat yazısı son derece sade hatta anonim bir karakterle ifade edilmişti- çevresinde bulunan yarı oryantal, yarı arabesk diyebileceğimiz grafik öğeler ile destekleniyordu. Neticede, Balat semtinin, bir çevre kimliği olarak üzerimizde bıraktığı genel ‘aura’nın izleri bu tasarımda açıkça hissediliyordu. Tasarım süreci hiç de sancılı geçmedi ve bu tasarım yarım saat içinde ortaya çıkarak tüm ekip tarafından ‘budur!’ diye onaylandı. Demek ki, ‘Balat’ hepimizde benzer bir etkiyi uyandırıyordu. Akademi yıllarında bolca işittiğim ve kulağımda çınlayan o sözler gerçek bir uygulamada karşılığını buldu; tipografik öğeler bulunduğu alan ve dönemin temel verilerini içerir, kendi mekanını, ait olduğu çevresiyle ilişkilendirir.

Devamını oku