Kapat

Sanat ve Kültür Üzerine Ortalama 100 kelime

Karanlık Zamanlarda Sanat Üzerine Eleştiri Yazılarına Olan İhtiyaç

Marcus Graf
Plato Sanat Daimi Küratörü

Reklamlar

Direktörümüz Ayşegül Yazıcı bana, Plato Sanat için bir internet platformu oluşturma isteğini söylediğinde bunun kurum için olan öneminden pek de emin değildim. Yine de bu konu hakkında düşündükçe, sanat üzerine entelektüel ve eleştirel tartışmaların olması fikrini daha çok beğenmeye başladım. Bu tartışmalar sanat mekanımızdaki işlere dayanabileceği gibi farklı seviyelerdeki sanat yönetimi uygulama deneyimlerimizden de etkilenebilir. Şu anki amacımız, eleştirel düşünce ve yazım için entelektüel çerçeve yaratmak. Evet; günümüzde duygu ve düşüncenin ifadesi değerli. Aydınlatıcı fikirler nasıl bizi karanlıkta kaybolmaktan koruyorsa, günümüzde bu ifadelere olan ihtiyacımız her zamankinden çok daha fazla. Şu andan itibaren ben bu maceraya, ortalama 100 kelime ile katılıyorum.

Sergilerin Tipografik Yolculuğu / 1. Bölüm

Ayşegül Çinici Yazıcı
Plato Sanat Direktörü

Bir grafik tasarımcı olarak güncel sanat sergileri üzerine çalışmanın en keyifli yönü her serginin görsel kimliği üzerine düşünmek ve tasarım yapmak. Üstelik böyle bir mekanın aynı zamanda direktörü olarak görev üstlenmişseniz, mesleki formasyonunuzun ‘nefesini ensenizde’ daha fazla hissediyorsunuz…

Güncel sanat dünyasında çalışan veya bu havayı biraz olsun koklamış olan herkes şunu bilir; her sergi sağlam bir altyapı çalışması gerektirir; temanın/konunun saptanması, uygun sanatçıların bulunması ve eserlerin seçilmesi, mekanın tasarımı ve eserlerin etkin yerleşimi, tüm etkinliğin tasarımı ve serginin etkin bir görsel dil ile dışavurumu. Grafik tasarımcının rolü işte bu son noktada keskinleşir.

Plato Sanat’ta gerçekleştirdiğimiz sergilerimizin güncel sanat dünyasında uyandırdığı ilgi ve merakın dışında, bazen şöyle sürpriz sorularla karşılaşıyoruz; ‘Sergilerin tipografisine nasıl karar veriyorsunuz?’ veya ‘Bu yazı karakterini bu sergi için özel olarak mı yarattınız?’

Ayaküstü verilen cevaplar doyurucu olmuş mudur bilemiyorum ama şahsen benim için bu soruları duymak bile sevindirici. Demek ki, tipografi bariz bir ilgi alanı olmaya başlıyor.

Tipografi, görsel kimliğin sunumunda grafik tasarımcının elindeki en kuvvetli kozlardan biri. Bu kozu nerede, nasıl ve en etkili kullanacağını bilmesi gereken kişi de yine grafik tasarımcı. Bu yüzden, bu yazıda kendi galerimizdeki sergilerden birkaç örneği, sadece ‘tipografi gözlüklerimizi’ takarak, incelemeye ve yeniden okumaya çalışacağım.

Devamını oku

Opus Magnum

Orhun Erdenli ile Röportaj
Melike Bayık

M.B: İnsanlar sizi ve yapıtlarınızı biliyorlar ama yine de siz Orhun Erdenli kendinizden ve sanatçı kimliğinizden bahsedebilir misiniz?
O.E: Sanatçı olduğumu düşünmüyorum. Yine de teşekkürler.

M.B:
Sanat eğitimi aldığın dönemde yaşadığın herhangi bir facian var mı? Varsa nedir?
O.E: Var elbette, okuldan atıldım.

M.B: Sanat ve eser üretme ile ilgili yaşadığın herhangi bir korkun var mı? Açıklayabilir misin?
O.E: Vardı, hala da var. Bir sanatçının karşılaştığı ilk korku sanırım beğenilmeme korkusudur, pek çok sanatçı kariyerlerinin başında bununla yüzleşir. Kariyerlerinin ilerleyişi ve işlerinin özgünleşip derinleşmesi ya da sığ kalışını da bu korku belirler. Görüyorsun sağda solda onca poz veren işi. Çoğunun selfie çekmekten pek farkı yok, aynı açı, aynı bakış, aynı sığlık; sadece farklı diller. Bu aslında diğer insanların bizi, kendimizi aynada gördüğümüz gibi gördükleri yanılsamasından kaynaklanıyor. Bu korkuyu yenmeden bir yere varılmaz.

Ancak asıl mesele sanırım bu eşik atlandıktan sonra başlıyor. Aslında sanat üretiminde her içsel başarı, bir korkuya karşı kazanılmış bir zaferin sonucudur. Tembelliği yenmek bile, başarı korkusuna karşı kazanılmış bir zaferdir. Üretilen işte samimiyeti ölçüt olarak aldığında, ürettiğin en küçük şey bile aslında yenilmiş bir korkular bütününün hikâyesidir aynı zamanda.
Devamını oku

Aşık Veysel’i Kıskanıyorum (!/?)

Haydar Akdağ

Yürüdüm Kuzey’ine yurdumun;
Torosların yücesinden;
Avuçlarımda bir yudum akdeniz;
Sivas’ta bir can;
Doğu’nun güneşini batı’ya uğurlar;
Şahitliği ışığa değil;
Ahdi var hayata dair;
Dost tutmuş toprağı;
Onun sadık yâri o;
Anadolu’nun sadık Aşığı o…(!/?)

Anadolu bir kültürel gen havuzudur. Her dokunun izi, sözü ve özü yaşar. Gece ve gündüz, mevsim gibi doğal değişimler insanımızın kimliğine yansır. Bütün değişkenliğine rağmen kültürel kabulde direnç noktaları vardır. Fakat, Aşık Veysel’i yurdun bütün canlarına sorun bilir. Öte yandan plastik sanatçıyı sorun; bilmez! Bir soru çıkar karşımıza; “sanat/sanatçı/eseri hayata nasıl karışır (!/?)”. Duygusunun keder/yaşanmışlık üzerine kurulu olduğu gerçekçi bir edebiyatın bu denli benimsenmesi karşısında günümüz genç sanatçılarının geleceğe dair evrensel/bireysel ütopyalarının benimsenmesi nasıl mümkün olacaktır?

‘’Taş Kıranlar’’ Üzerine

Tuğçe Yaman

Sonbaharın gelmesiyle birlikte sanat sezonu da açıldı. İstanbul’da onlarca galeri, müze ve alternatif sanat mekanları heyecan verici sergilere ev sahipliği yapıyor. Bunlardan biri de Çukurcuma’da bulunan Blok Art Space.

Güney Afrika doğumlu sanatçı Nicky Broekhuysen Türkiye’deki ilk kişisel sergisini ‘’Taş Kıranlar’’ ismi ile Blok Art Space’de açtı. Serginin adı Fransız ressam Gustave Courbet’nin aynı adı taşıyan çalışmasından geliyor. Courbet 1849 tarihli bu eserinde döneminin sanat anlayışına aykırı biçimde baba ve oğul olan iki köylüyü yol kenarında taş kırarken resmederek gerçekçilik akımına öncülük etmişti. Sanat çevreleri sanatçıyı bayağılıkla suçlarken sanat, yalnızca yüksek yönetici sınıfın zevklerine hitap etmekten gündelik yaşamı tüm olağanlığıyla sunmaya evrilmişti. Değişim başlamıştı.

Devamını oku